Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Emekli

Haberia - Emekli haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Emekli haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bursa’da “Kademeli Emeklilik” çağrısı: “Bir gün farkla 20 yıl kaybediyoruz” Haber

Bursa’da “Kademeli Emeklilik” çağrısı: “Bir gün farkla 20 yıl kaybediyoruz”

Fomara Meydanı’nda gerçekleştirilen açıklamaya EMADDER Genel Başkanı Mihriban Uğurlu, Emekli ve Emekçiler Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı ve EYT Dernekleri Federasyonu Kurucu Başkanı Gönül Boran Özüpak, EMEDFED Örgütten Teşkilattan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Alper Özüpak, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Mehmet Aydın Saldız, CHP Osmangazi İlçe Başkanı Raşit Gürbüz, Anahtar Parti Bursa İl Başkanı Fikret Aslan ile çok sayıda emekli ve emekçi vatandaş katıldı. “Bir gün farkla 17-20 yıl daha fazla çalışıyoruz” Basın açıklamasında konuşan EMADDER Genel Başkanı Mihriban Uğurlu, emeklilik sisteminde ciddi bir adaletsizlik yaşandığını belirterek özellikle 8 Eylül 1999 sonrası işe başlayanların büyük mağduriyet yaşadığını söyledi. Uğurlu, yalnızca bir gün fark nedeniyle milyonlarca kişinin yıllarca daha fazla çalışmak zorunda kaldığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Bir gün farkla 17-20 yıl daha fazla çalışmak zorunda bırakılıyoruz. Bizler emekli değiliz, EYT’li de değiliz. Emekliliğe hak kazandığı hâlde adaletsiz yasalar nedeniyle emekli olamayan milyonlarız.” “EYT düzenlemesi yeni mağduriyet doğurdu” 7438 sayılı EYT düzenlemesine de değinen Uğurlu, yapılan düzenlemenin bir kesimi kapsarken milyonlarca kişiyi kapsam dışında bıraktığını söyledi. Uğurlu, “50-55 yaşında primini doldurmuş insanlar çalışmaya zorlanırken, 38-43 yaşında emeklilik mümkün olabiliyorsa burada ciddi bir adaletsizlik vardır” diyerek sistemdeki dengesizliğe dikkat çekti. Son dönemde dile getirilen “nimet-külfet dengesi” söylemine de tepki gösteren Uğurlu, 9-10 bin gün prim ödeyen çalışanların “külfet” olarak görülmesinin kabul edilemez olduğunu ifade etti. “Bir gün farkla insanlardan 20 yıl alınamaz” Yetkililere çağrıda bulunan Uğurlu, emeklilikte yaşanan eşitsizliğin giderilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: “8 Eylül bu ülkenin evladıysa, 9 Eylül neden üvey evladı olsun? Bir gün fark yüzünden bir insandan 20 yıl alınabilir mi? Bu bir maaş talebi değil, adalet arayışıdır.” Uğurlu, kademeli emeklilik düzenlemesinin çıkarılması ve EYT düzenlemesinde eksik kalan kısmın tamamlanması gerektiğini vurgulayarak mücadelelerini sürdüreceklerini söyledi. Anahtar Parti’den destek Anahtar Parti Bursa İl Başkanı Fikret Aslan da açıklamasında, toplumda adalet duygusunun zedelenmesinin ciddi sonuçlar doğuracağını belirtti. Aslan, “Bugün burada dile getirilen adaletsizlik karşısında verilen mücadeleyi son derece haklı buluyoruz. Bir toplum adalet duygusunu kaybettiğinde kalkınmasını ve ahlaki değerlerini de kaybeder. Bir gün ile 17 yıl arasında değişen mağduriyetlerin yaşanması kabul edilemez” dedi. “Sistem kademeli emekliliği kaldırabilir” Sosyal Güvenlik Uzmanı Özgür Erdursun ise kademeli emeklilik talebinin sosyal ve ekonomik açıdan karşılığı olan bir düzenleme olduğunu söyledi. Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin gelir-gider dengesinde son yıllarda iyileşme yaşandığını belirten Erdursun, kademeli emekliliğin uygulanabilir bir model olduğunu ifade etti. Erdursun, düzenleme hayata geçirilse bile herkesin aynı anda emekli olmayacağını, sürecin yıllara yayılarak ilerleyeceğini belirterek EYT sürecinde de benzer bir durum yaşandığını hatırlattı. Bursa’daki açıklamada, emeklilikte yaşanan eşitsizliklerin giderilmesi ve kademeli emeklilik düzenlemesinin bir an önce yasalaşması çağrısı yapılırken, hak arama mücadelesinin süreceği mesajı verildi.

Emek Cephesinden güçlü mesaj: Ortak mücadele kaçınılmaz Haber

Emek Cephesinden güçlü mesaj: Ortak mücadele kaçınılmaz

Bayramlaşma vesilesiyle gerçekleşen ziyarette, Türkiye’nin içinden geçtiği ekonomik ve sosyal süreçler başta olmak üzere işçilerin, emeklilerin ve memurların karşı karşıya kaldığı sorunlar kapsamlı şekilde ele alındı. Görüşmelerde, emek kesimlerinin yaşadığı zorlukların giderek derinleştiğine dikkat çekilirken, çözümün ortak mücadele ve dayanışmadan geçtiği vurgulandı. “Sendikal Mücadele Yeni Bir Eşiğe Geldi” Toplantıda söz alan Kazım Sarnık, sendikal hareketin geçmişten bugüne geçirdiği dönüşümü kapsamlı bir perspektifle değerlendirerek, emek mücadelesinin artık yeni bir eşiğe geldiğini ifade etti. Sarnık, işçi, memur ve emekli kesimlerin ayrı ayrı değil, ortak bir zeminde buluşmasının zorunlu hale geldiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Ülkemizin mevcut koşulları, emek kesimlerinin birlikte hareket etmesini bir tercih olmaktan çıkarıp zorunluluk haline getirmiştir. Artık ortak bir ses, ortak bir irade ortaya koyulmadan kalıcı çözümler üretmek mümkün değildir.” Sarnık ayrıca, nazik ev sahiplikleri dolayısıyla İŞÇİDER yönetimine teşekkür etti. “Emekçinin Birliği Kaçınılmaz” Ersin Ayar da konuşmasında, temsil ettikleri kitlenin yalnızca işçilerle sınırlı olmadığını; köylü, emekli ve memurların da bu mücadelenin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı. Ayar, emek eksenli örgütlenmenin geniş bir toplumsal tabana dayandığını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Üyelerimiz işçi, köylü, emekli ve memurlardan oluşuyor. Bu geniş kesimlere hizmet etmek ve haklarını korumak için birlikte mücadele etmekten başka bir yol yoktur.” Ayar da ev sahipliği dolayısıyla İŞÇİDER yönetimine teşekkürlerini iletti. “Sorunları Biliyoruz, Çözüm İçin Mücadele Ediyoruz” Toplantının ev sahibi İsmail Doru ise konuşmasına misafirlerine teşekkür ederek başladı. İşçi hakları konusunda yürüttükleri çalışmalar hakkında bilgi veren Doru, mevcut sorunların farkında olduklarını ve çözüm yollarını kararlılıkla gündeme taşıdıklarını ifade etti. Doru, açıklamasında şu vurguları yaptı: “Yaşanan sorunları biliyoruz. Bu sorunların çözüm yollarını da en güçlü şekilde siyasi otoriteye duyurmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Görmeyen gözlere göstermek, duymayan kulaklara duyurmak için mücadelemizi sürdürüyoruz. Amacımız bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek; yani yapıcı ve sonuç odaklı bir anlayışla hareket ediyoruz.” Ortak Payda: Dayanışma ve Mücadele Gerçekleştirilen buluşma, farklı emek örgütlerinin ortak bir zeminde buluşarak sorunlara birlikte çözüm arama iradesini ortaya koyması açısından önemli bir adım olarak değerlendirildi. Toplantıda verilen mesajlar, Türkiye’de emek kesimlerinin önümüzdeki süreçte daha güçlü bir dayanışma ve koordinasyon içinde hareket edebileceğine işaret etti. Emek dünyasının önde gelen temsilcilerinin aynı masa etrafında buluşması, yalnızca mevcut sorunların tespiti açısından değil, aynı zamanda ortak bir mücadele hattının inşası bakımından da dikkat çekici bir gelişme olarak öne çıktı.

EMADDER’: Bu bir sistem sorunu değil, adaletsizliktir Haber

EMADDER’: Bu bir sistem sorunu değil, adaletsizliktir

Emeklilikte Adalet Derneği (EMADDER) Başkanı Mihriban Uğurlu, Türkiye'deki emeklilik sistemindeki eşitsizliklere dikkat çekerek, kademeli emeklilik talebini yineledi. "Bir Gün Farkla Farklı Kaderler" Uğurlu, aynı işte çalışıp benzer prim gününe sahip vatandaşların sadece bir günlük sigorta başlangıç farkıyla tamamen farklı emeklilik şartlarına tabi tutulduğunu belirtti. "Bir günle hayatların değiştiği bir sistem adil olamaz. Bu teknik bir detay değil, geleceği belirleyen ağır bir haksızlıktır" dedi. "Kademeli Emeklilik Zorunluluk Haline Geldi" Mevcut sistemin keskin geçişler içerdiğini ve birçok kişiyi sistem dışına ittiğini vurgulayan Uğurlu, "Adil bir geçiş için kademeli emeklilik artık tercih değil, zorunluluktur" ifadesini kullandı. "Primi Var, Yılı Var Ama Emeklilik Yok" Milyonlarca çalışanın prim gününü doldurmasına ve yıllarca sisteme katkı sağlamasına rağmen emekli olamadığını belirten Uğurlu, "İnsanlar çalışmış, ödemiş ama karşılığını alamamıştır. Bu sosyal devlet ilkesinin zedelenmesidir" diye konuştu. EYT Sonrası Yeni Dalga EYT düzenlemesinin sorunu tamamen çözmediğini, yeni mağduriyet grupları oluşturduğunu ifade eden Uğurlu, çözümün adil, şeffaf ve öngörülebilir bir sistemden geçtiğini söyledi. "Vicdani Bir Mesele" Uğurlu sözlerini şöyle tamamladı: "Bu sadece ekonomik değil vicdani bir meseledir. Adalet ertelenemez, emek bekletilemez. Bu sorun çözülmek zorundadır."

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan emeklilere bayram müjdesi! Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan emeklilere bayram müjdesi!

Partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD, İsrail ve İran arasında devam eden savaşa ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. "HODRİ MEYDAN DEMEKTEN ÇEKİNMEYİZ" "Tekrar söylüyorum. Biz macera peşinde değiliz. Gerilim peşinde asla değiliz. Biz bölgemizin her karışında ve köşesinde sulhü sükunun hakim olmasından yanayız" diyen Erdoğan, "Biz savaşlardan bitap düşmüş, bıkmış, yorulmuş Orta Doğu'nun bir an önce hasretini çektiği kalıcı barışa ve istikrara kavuşmasından yanayız. Suriye'nin, geçmişte Irak'ın toprak bütünlüğünü savunduğumuz gibi, bugün de İran'ın, Lübnan'ın, bölgedeki tüm ülkelerin toprak bütünlüğünü savunuyoruz. Bakın, bizim gerek ülkemiz içinde, gerek bölgemizde adaletten, huzurdan, barıştan başka hiçbir gayemiz yok. Kim olursa olsun, hiçbir ülkenin egemenliğinde, topraklarında gözümüz yok. Ama topraklarımıza göz diken, egemenliğimize kast eden ve dahi macera arayan olursa hodri meydan demekten çekinmeyiz" ifadelerini kullandı. Erdoğan'ın açıklamalarından satırbaşları; "Sizlerin ve kıymetli misafirlerimizin şahsında 81 vilayetimizin her karışında her şey Türkiye için şiarıyla gece gündüz demeden fedakarca çalışan teşkilatımızın tüm mensuplarını 11 milyon 550 bin üyemizin her birini saygıyla selamlıyor, Cenabı Allah kardeşliğimizi daim eylesin diyorum. Değerli milletvekili arkadaşlarım yarın milletimizin ortak değerlerinin, ortak geçmiş ve gelecek tasavvurunun en veciz nişanesi olan milli mutabakat metnimiz olarak gördüğümüz İstiklal Marşı'mızın kabulünün 105. yıl dönümünü kutlayacağız. İstiklal Marşı'nın vatanımızın umumi manzarası açısından nasıl bir ahvalde yazıldığını devrin marif vekili Hamdullah Suphi Bey bakınız nasıl anlatıyor; 'O günlerde cepheler arka arkaya çökmekteydi. Eskişehir'in sükutu hatta Ankara'nın istilası dahi gün meselesiydi. Hükümetin Sivas'a kadar çekilmek hesabı vardı. Ordu her an Sakarya gerisine çekilmek üzereydi. Askerlerimizin maneviyatı son derecede sarsılmıştı.' Vatan topraklarını hızla kara bulutların kapladığı bir dönemde merhum Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınan İstiklal Marşımız 12 Mart 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Tekrar tekrar okunmuş, ayakta dinlendikten sonra alkışlar ve gözyaşları eşliğinde genel kurulun ekseriyeti azimesiyle milli marşımız olarak kabul edilmişti. Bu topraklarda ezelden ebeden hür yaşamış milletimizi esir etmeyi amaçlayan emperyalist kuşatmaya karşı verilen milli mücadele kahraman ordumuza hitap edilen İstiklal Marşımızın kabulüyle kelimelerden mürekkep bir sancağa kavuşmuştur. "TÜRK'ÜN HÜRRİYETİNE DOKUNULAMAZ" İstiklal Harbimizin başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Meclis Başkanı sıfatıyla göz yaşlarının sel olup aktığı o tarihi günlerde bu hakikati şöyle dile getirmiştir; Bu marş bizim inkılabımızın ruhunu anlatır. İstiklal Marşı'nda davamızı anlatması bakımından büyük manası olan mısralar vardır. En beğendiğim yeri şu mısralardır; "Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet, hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklal. Benim bu milletten asla unutmamasını istediğim mısralar işte bunlardır. Bu demektir ki, efendiler, Türk'ün hürriyetine dokunulamaz. Millet olarak hiçbir zaman korkmadık. Korkmuyoruz ve korkmayacağız. Şehit kanlarıyla sulanmış vatan topraklarında nasıl bin yıldır alnımız ak, başımız dik bir şekilde hür yaşadıysak inşallah kıyamete kadar yine hür yaşayacağız.Ben de bugün Cenabı Allah bu ülkeye ve bu aziz millete bir kere daha İstiklal Marşı yazmayı gerektirecek şartlar gözlemlesin diyorum. "CEDDİMİZE SIRTIMIZI ASLA DÖNMEYİZ" Değerli kardeşlerim burada özellikle önceki hafta yaşanan süfli ve seviyesiz tartışmalar babında yayınladıkları rezil bildirilerle devletimizin kurucu kodlarına ve milletin inanç değerlerine düşmanlık edenlerin İstiklal Marşımızı bir kez daha okumalarını anlayana kadar tekrar tekrar okumalarını kendilerine tavsiye ediyorum. Evet, milli mücadeleyi zafere ulaştıran, Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini atan, Türk milletinin mayasını çalan asli değerler işte bunlardır. Ezan'dır, Kur'an'dır, şehadettir, bayraktır, hürriyettir ve her gönülde yaşayan İlahi Kelimetullah davasıdır. Asya'dan Afrika'ya Kafkaslardan Balkanlara kadar Türkiye denilince, Türk milleti denilince akla ilk neyin geldiği belli değil midir? Allah aşkına bu değişmez gerçeklere gözlerini kapamak bu hakikatlere sırt çevirmek mümkün mü? Sırf birilerinin işine gelmiyor diye aslımızı, neslimizi, ruh kökümüzü inkar mı edelim? Nesli tükenmekte olan üç beş kart yobaz rahatsız oluyor diye bizi biz yapan kurucu değerlerimizi yok mu sayalım? Beyefendiler istemiyor diye Allah Allah nidalarıyla üç kıta yedi iklimde at koşturan kahraman ecdadımızı red mi edelim? Kimse kusura bakmasın. Biz bunu yapmayız, yapamayız. Biz aslımıza da, ceddimize de sırtımızı asla dönmeyiz. Kim ne derse desin. Kim hangi bildiri yayınlarsa yayınlasın. Bizi biz yapan hasretlere sıkı sıkıya sarılacağız. Hiçbir dahili ve harici bedbahın hiçbir gücün bu hasletlere zarar vermesine inancımızı ve irademizi kırmasına bu milleti sahte ve sanal korkularla esir almasına müsaade etmeyeceğiz. 86 milyon hep birlikte birbirimizin hukukuna ve Türkiye Cumhuriyeti'nin hukukuna, canımız pahasına sahip çıkacağız. Türkiye Cumhurbaşkanı olarak, AK Parti Genel Başkanı olarak, hepsinden öte bu aziz ve asil milletin bir evladı olarak, İstiklal Marşımıza da İstiklalimize de son nefesimize kadar sahip çıkacağımızı bunları korumak için gerektiğinde göğsümüzü siper edeceğimizi bugün bir kez daha ilan ediyorum. Bu vesileyle istiklalimizin olduğu kadar istikbalimizin de tapu senede olan İstiklal Marşı gibi nadide bir hediyeyi bizlere armağan eden büyük mütefekkir, münevver ve dava adamı Mehmet Akif Ersoy'u rahmetle iade ediyorum. "DOST VE KARDEŞLERİNE SIRTINI DÖNEN BİR ÜLKE DEĞİLİZ" Çok değerli yol ve dava arkadaşlarım bölgemizde uzun bir süredir krizlerin ve çatışmaların ardı arkası kesilmiyor. Kuzeyimizden güneyimize mevcut çatışmalar sona ermeden maalesef bunlara her gün bir yenisi ekleniyor. İşte en son İsrail'in tahrikleriyle komşumuz İran'a karşı başlatılan savaş hem coğrafyamızda hem de küresel ekonomi üzerinde ağır bir tahribat oluşturdu. Sorunların masada çözülme imkan ve ihtimali varken yanlış hesaplar yanlış değerlendirmeler ve elbette gözünü kan bürümüş bir şebekenin kışkırtmaları neticesinde bölgemiz yeniden kan ve barut kokusuyla kaplandı. Saldırının başladığı ilk gün bir ilkokulda maalesef 175 kız öğrenci katledildi. İran'da hayatını kaybedenlerin sayısı 2000'e ulaştı. Bu arada dini lider Ali Hamaney başta olmak üzere üst düzey İranlılar suikast yoluyla öldürüldü. Komşumuz İran'ın altyapısına ağır zayiat verdirildi. Ekonomik ambargo ve ağır yaşam koşulları altındaki İran halkı şimdi de her gün devam eden bombardımanla hayatta kalma mücadelesi veriyor. Kadın, çocuk, yaşlı, sivil ayrımı yapmadan topyekun bir halka gelişmelerde hiçbir sorumluluğu yokken ağır bedeller ödetildiğini üzülerek görüyoruz. Petrol üretim tesislerinin su ve enerji altyapısının ulaştırma altyapısının vurulduğuna insanların cezalandırıldığına şahit oluyoruz. Öte yandan İran'a yönelik saldırılar, başta petrol fiyatlarının artması olmak üzere küresel ekonomi üzerinde de ciddi baskı kuruyor. Şimdiden sadece savaşın bizzat içindeki ülkeler değil, bütün dünya bu çatışmaların faturasını ödemeye hazırlanıyor. Bu anlamsız. Kuralsız ve hukuksuz savaşın devam etmesi durumunda daha fazla can ve mal kaybı olacağını küresel ekonominin faturasının daha da kabaracağını hepimiz şimdiden görüyoruz. Bakınız burada bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum. Türkiye olarak çevresindeki krizlere duyarsız kalan kriz anlarında dost ve kardeşlerine sırtını dönen bir ülke değiliz. Biz bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyetiyle hareket eden nemelazımcı bir ülke hiç değiliz. Tam tersine biz, krizlerin çözümü için risk alan, sorumluluk alan, gerektiğinde elini taşın altına koyan bir devletiz, böyle bir hükümetiz. Nitekim gerilimin çatışmaya dönüşmesini engellemek, meselenin müzakere ile çözülmesini sağlamak için yıllardır çaba sarf ediyorduk. "BU SAVAŞ BÜYÜMEDEN, BÖLGEYİ ATEŞE ATMADAN DURDURULMALIDIR" Çatışmaların başladığı günden bugüne hem İran hem Amerika Birleşik Devletleri hem de ilgili bölge ülkeleriyle temaslar kurduk. Bu kapsamda 20'nin üzerinde telefon görüşmesi gerçekleştirdim. Diğer arkadaşlarımız aynı şekilde muhataplarıyla sürekli temas içinde oldular. Elbette şu anda da silahların susması için umudumuzu halen kaybetmedik. Bu savaş büyümeden, bölgeyi tamamen ateşe atmadan durdurulmalıdır. "DİPLOMASİYE ŞANS TANINIRSA BUNU DURDURMAK MÜMKÜN" Şayet diplomasiye şans tanınırsa bunu başarmak pekala mümkündür. Yeniden masaya ve müzakereye dönülmesi, yeniden diplomasinin devreye alınması için girişimlerimizi sabırla sürdürüyoruz. İçinde bulunduğumuz sürecin hassasiyetine binaen çok dikkatli konuşuyor, kelimelerimizi özenle seçiyoruz. Türkiye'yi rotasında tutmak ve etrafını saran ateşten korumak için son derece temkinli hareket ediyoruz. Aynı şekilde başta mezhep kavgası olmak üzere bölgemizde sahnelenmek istenen kanlı senaryolara karşı da gerekli tedbirleri alıyoruz. Dün Milli Savunma ve Dışişleri bakanlarımız gazi meclisimizi kapalı oturumda bilgilendirdi. "IRK AYRIMINI, MEZHEP AYRIMINI, DİN, DİL, KÖKEN AYRIMINI REDDEDİYORUZ" Aziz milletim, milletvekillerimiz, burada şunu da ehemmiyetine binaen özellikle ifade etmek istiyorum. Biz bölgemizin tamamında olduğu gibi kardeş İran halkına da bu Şii'dir, bu Sünni'dir, bu Türk'tür, bu Kürt'tür diye hiçbir zaman bakmadık ve bakmıyoruz. Millet olarak bizim için Türk, Kürt, Arap, Şii, Sünni değil sadece insan vardır. İster yanı başımızda, ister dünyanın öbür ucunda olsun haksızlığa uğrayan, mağdur edilen, sıkıntı çeken kim varsa biz onun yanındayız. Daha önce komşumuz Irak'ta bunu yaptık. 15 sene evvel kıtlıkla boğuşan Somali'de bunu yaptık. 13,5 yıl boyunca komşumuz Suriye'de bunu yaptık. 5. yılına giren Rusya-Ukrayna arasındaki savaşta bunu yapıyoruz. Sudan'da, Lübnan'da, Yemen'de, Libya'da ve daha pek çok yerde bunu yaptık. Yapmaya da devam ediyoruz. Irk ayrımını, mezhep ayrımını, din, dil, köken ayrımını reddediyoruz. Daha önce de söyledim. Bugün üzerine basarak tekrar ediyorum. Bizim Sünnilik Şiilik gibi bir dinimiz yok. Bizim tek bir dinimiz var o da İslam. Bizi bütünleştiren ortak paydamız yine İslam. Mezheplerimizden kökenlerimizden önce hepimiz insanız ve Müslümanız. Hazreti Ali bizim. Hazreti Ömer de bizim. Hazreti Osman bizim. Hazreti Hasan ve Hüseyin de bizimdir. Hazreti Ayşe validemiz bizim. Hazreti Zeynep annemiz de bizimdir. Son günlerde sosyal medyada mezhepçiliğin körüklendiğine asırlık tartışmaların yeniden ısıtılmak istendiğine şahit oluyoruz. Savaşın bir cephesi olarak gördüğümüz bu tehlikeli tartışmalara karşı hem milletimizi hem de bölgedeki tüm kardeşlerimizi dikkatli olmaya çağırıyorum. Menşei bundan 13-14 asır öncesine uzanan muhataralı meselelerin bugün tekrar gündeme getirilmesi asla tesadüf değildir. İster dini ister siyasi ister tarihi olsun bugün bize faydası olmayan aksine nefreti körüklemesi fitneyi büyütmesi sebebiyle kardeşlik hukukumuza zarar veren tartışmalardan uzak durulmalıdır. Şunu lütfen unutmayalım. Şiiler Sünniler olarak Araplar Türkler Kürtler ve Farslar olarak bütün farklılıklarımıza rağmen yüzlerce yıldır bir arada yaşıyoruz. İnşallah bu çatışma ve savaşlar bittikten sonra da yine bir arada barış içinde yaşamaya aynı coğrafyayı ve aynı kaderi paylaşmaya devam edeceğiz. Bölge halkları olarak zaten mağdur olduğumuz bir çatışmanın daha büyük yaralar açmasına müsaade etmemeliyiz. Siyonist katliam şebekesinin elin taşıyla elin kuşunu vurma oyununa kesinlikle gelmemeliyiz. "BİZ BU OYUNA DÜŞMEYİZ" Değerli milletvekillerimiz İran'a saldırılar devam ederken aralarında kimi eski İsrailli yöneticiler ile ücreti mukabilinde tetikçilik yapan kiralık kalemlerin de olduğu belli çevreler ülkemizle ilgili çeşitli iddialarda bulunmuşlardır. Akıllarınca liste yapan bu aklı evvellere şunu açık açık söylemek isterim. Düğmeye basılmışçasına eş zamanlı olarak uluslararası medyaya servis edilenlerin amacını ve hedefini biz çok iyi biliyoruz. Türkiye düşmanı lobiler tarafından sistemli şekilde yürütülen kampanyaların ardındaki asıl niyetinde gayet farkındayız. Allah'ın izniyle biz bu oyuna kesinlikle düşmeyeceğiz. Sağduyuyu ve soğukkanlılığı elden bırakmayacağız. Türkiye ülkelerden bir ülke değildir. Bu millet sıradan bir millet değildir. Türkiye'nin ve Türk milletinin karakterini tanımak isteyenler Kıbrıs'a baksın, İstiklal Harbi'mize baksın, Çanakkale zaferimize baksın. En son15 Temmuz'da sadece içimizdeki hainleri değil, onların ipini tutanları da milletin gücüyle, milletin azmiyle rezil, rüsva edip bozguna uğrattık. Bu millet, namahremine uzanacak eli, geçmişte olduğu gibi bugün de yarın da çelik gibi iradesi ve cesaretiyle kıracak güçtedir, azimdedir, kudret ve kuvvettedir. Üstelik bugünün Türkiye'si dünden çok farklıdır. Türkiye iç cephesini güçlendirmiştir. Türkiye Terörsüz Türkiye projesi ile gücüne güç katmıştır. Savunma sanayimizdeki atılımlarla ordumuzun caydırıcılığı daha da artmıştır. Türkiye edilgen konumdan çıkmış bölgesinde denklem kurucu oyun kurucu rol üstlenmiştir. Türkiye'ye el uzatanın eli yanar, Türkiye'ye dil uzatanın dili yanar. KALICI BARIŞ VE İSTİKRAR VURGUSU Tekrar söylüyorum. Biz macera peşinde değiliz. Gerilim peşinde asla değiliz. Biz bölgemizin her karışında ve köşesinde sulhü sükunun hakim olmasından yanayız. Biz savaşlardan bitap düşmüş, bıkmış, yorulmuş Orta Doğu'nun bir an önce hasretini çektiği kalıcı barışa ve istikrara kavuşmasından yanayız. Suriye'nin, geçmişte Irak'ın toprak bütünlüğünü savunduğumuz gibi, bugün de İran'ın, Lübnan'ın, bölgedeki tüm ülkelerin toprak bütünlüğünü savunuyoruz. Bakın, bizim gerek ülkemiz içinde, gerek bölgemizde adaletten, huzurdan, barıştan başka hiçbir gayemiz yok. Kim olursa olsun, hiçbir ülkenin egemenliğinde, topraklarında gözümüz yok. Ama topraklarımıza göz diken, egemenliğimize kast eden, ve dahi macera arayan olursa hodri meydan demekten çekinmeyiz. Değerli kardeşlerim bölgemizdeki çatışmalarda gördüğümüz gibi artık savaşlarda boyut ve biçim değiştirmektedir. Dijital platformlar ve yapay zeka teknolojileri sivil ve askeri olmak üzere iki yönlü kullanılmaktadır. Avrupa ülkeleri dahil dünyanın birçok yerinde dijital mecralarla ilgili soru işaretleri yükselmekte şüpheler artmakta dijitalleşmenin sağlıklı bir zeminde ilerlemesi için önlemler gündeme gelmekte ve alınmaktadır. Şurası bir gerçek ki eğitimden ulaşıma sağlıktan haberleşmeye kadar geniş bir yelpazede dijitalleşmenin sağladığı avantajlardan elbette hepimiz istifade ediyoruz. Bununla birlikte ekranda geçirilen süreler uzadıkça ders başarısından aile ilişkilerine sosyal becerilerden ruh sağlığına pek çok alanda çocuklarımız bundan olumsuz etkileniyor. Tüm dünya için endişe verici olan şu rakamları sizlerle paylaşmak isterim. Geçtiğimiz aylarda yayınlanan bir uluslararası araştırmaya göre dünya genelinde internette geçirilen günlük ortalama süre yetişkinlerde 6 saat 38 dakikayı, televizyon izleme süresi ise 3 saat 13 dakikayı bulmuş durumda. Bir başka raporda 0-2 yaş grubundaki çocukların neredeyse yarısının akıllı telefonlarda bir şekilde temas halinde olduğu 2000 ve sonraki yıllarda doğan çocukların ekran sürelerinin ise 9 saate kadar çıkabildiği ifade ediliyor. "YASALAŞACAĞINA İNANIYORUM" Türkiye'deki tablo ise üzerinde hassasiyetle durmamız gereken bir başka gerçekliği gözler önüne seriyor. Ülkemizde 4 saat 4 dakikası cep telefonlarından olmak üzere internette geçirilen günlük ortalama süre 7 saat 13 dakika sosyal medyada harcanan haftalık süre ise 25 saat 4 dakikadır. Dijital teknolojilerin çocuklarımızı nasıl etkilediğini, TÜİK'in istatistiklerine baktığımızda çok net görebiliyoruz. TÜİK'in araştırmasına katılan 6-15 yaş grubundaki çocukların %66,1'i aktif olarak sosyal medya kullanıyor. Çocukların yüzde 32,6'sı her yarım saatte bir cep telefonunu kontrol ediyor. Yüzde 74 ise en az bir dijital oyun oynuyor. Bu evlatlarımıza ekran başında geçirdikleri sürenin kendileri için hangi durumlara yol açtığı sorulduğunda yüzde 34,4'ü daha az kitap okuduğunu %33,3'ü daha az ders çalıştığını, %25,5'i ailesiyle daha az zaman geçirdiğini, %18,6'sı arkadaşlarıyla daha az yüz yüze görüştüğünü, %17,2'si ise daha az uyuduğunu belirtiyor. Değerli arkadaşlar, çocuklarımızın şiddet, müstehcenlik, zorbalık ve istismar gibi içeriklere bu kadar kolay bir şekilde ulaşabilmesi kabul edilemez. Bizim amacımız çocuklarımızı dijital dünyadan koparmak değildir. Tam tersine gayemiz onları tehlikelerle dolu bu dünyada güvenli bilinçli ve güçlü bireyler olarak var edebilmektir. Devletin, toplumun ve ailenin görevi de esasen budur. Dijital dünyada çocuklarımızı korumayı amaçlayan çocuğun üstün yararını esas alan önleyici ve koruyucu bir anlayışla hazırladığımız yasa teklifimizi biliyorsunuz. Geçtiğimiz hafta Meclisimize sunduk. Düzenleme ile sosyal medya platformlarına gerçek ve güvenilir yaş doğrulama mekanizmalarını uygulama zorunluluğu getirmeyi hedefliyoruz. Siyasi parti ayrımı olmaksızın hepimizi ilgilendiren çok daha önemlisi geleceğimiz olan evlatlarımızı ilgilendiren bu teklifin Meclisimizin değerli katkıları ve önerileriyle yasalaşacağına inanıyorum. EMEKLİYE MÜJDE Son olarak emeklilerimize bir müjde vermek istiyorum. Emeklilerimizin bayram ikramiyelerini her yıl olduğu gibi yine bayram öncesinde hesaplara yatırıyoruz. Ayrıca emeklilerimizin bu ayki emekli maaş ödemelerini de öne çekerek 14 Mart'tan itibaren ödemeye başlıyoruz. Hayırlı uğurlu olsun diyorum."

TÜED Uludağ Şubesi Başkanı Pars: Bayram emekliye zehir olacak Haber

TÜED Uludağ Şubesi Başkanı Pars: Bayram emekliye zehir olacak

AK Parti Grup Başkanvekili Abdullah Güler’in “Emekli aylığı artışlarında çok ciddi kesintilerle beraber kaynak üretmede zorlandık. Hem Ramazan, hem Kurban Bayramı ikramiyelerinin ödenebilmesi için 150 milyar lira kaynak aktarıyoruz. Özel bir kaynak oluşturmak gerekiyor, zorluklarımız da ortada. Kanun teklifimizde emekli bayram ikramiyesine yönelik bir düzenleme bulunmuyor.” açıklaması, emekliler cephesinde tepkiyle karşılandı. Türkiye Emekliler Derneği (TÜED) Uludağ Şubesi Başkanı Kenan Pars; ikramiyenin, en düşük emekli aylığına endekslenmesi çağrısı yaptı. ‘Emeklilerin Bekleyecek Gücü Yok’ Emeklilerin artan hayat pahalılığı karşısında ciddi geçim sıkıntısı yaşadığını belirten TÜED Uludağ Şubesi Başkanı Kenan Pars, “Özellikle gıda, kira ve enerji fiyatlarındaki yükseliş, sabit gelirli vatandaşları zorluyor. Şubat ayında kira artış oranı yüzde 34’ü bulmuşken insanların barınma sorunu giderek derinleşiyor. Bayram ikramiyesi ise emekliler için yalnızca sembolik bir ödeme değil. Bayram öncesinde torununa harçlık verebilmek, evine rahatça alışveriş yapabilmek, emekliler için büyük bir moral kaynağıdır. İkramiyede artış yapılmaması, emeklilerde hayal kırıklığı yaratmıştır.” dedi. Ekonomik koşulların zorluğuna dikkati çeken Başkan Kenan Pars, “Mevcut şartlar herkes için zor olabilir; ancak bu süreci en ağır hisseden kesim, sabit gelirli emeklilerdir. Tasarruf ve denge arayışlarının bedeli sürekli emekliye ödetilmemelidir. Bugün en düşük emekli aylığı, TÜFE kaybı ve dolaylı vergiler düşüldüğünde fiilen 15 bin 500 TL seviyesine kadar gerilemiş durumda. Emeklilerin bekleyecek gücü yok. Ertelemeyin, oyalamayın! Ek ödeme oranını en az yüzde 10’a çıkarın.” ifadelerini kullandı. En Düşük Aylık, Yoksulluk Sınırının Yüzde 19’u! En düşük emekli aylığının 20 bin TL seviyesinde belirlendiğini de hatırlatan Kenan Pars, “TÜRK-İŞ’in son açıklamasına göre; açlık sınırı 32 bin 365 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 105 bin 424 TL’ye ulaştı. Bu rakamlar, emeklilerimizin gerçek yaşam koşullarını yansıtmaktadır. En düşük emekli aylığı, açlık sınırının yalnızca yüzde 61,8’ini karşılayabilmektedir. Yoksulluk sınırına baktığımızda ise durum daha da vahim. Bu aylık, yoksulluk sınırının sadece yüzde 19’unu karşılıyor.” değerlendirmesini yaptı. Şubat enflasyon rakamlarına da değinen Pars, “TÜİK’e göre; Şubat ayında enflasyon yüzde 2,96 oranında, yıllık enflasyon ise yüzde 31,53 oranında oldu. Ocak 2026'da TÜFE aylık 4,84 yıllık enflasyon yüzde 30,65 olmuştu. Enflasyon Araştırmaları Grubu ENAG’a göre ise şubatta aylık enflasyon 4,01 oranında, yıllık bazda ise yüzde 54,14 olarak açıklandı. Enflasyon, rakamlarda düşüyormuş gibi görünse de buna kimsenin inanması mümkün değil. Bu rakamları açıklayanlar, sokağa bir çıksın da acı gerçeklerle yüzleşsin. Sokağın enflasyonu yüzde 120’nin üzerinde hala.” diye konuştu. ‘İkramiye, En Düşük Emekli Aylığına Endekslenmeli’ Emeklilerin yıllarca ülkeye hizmet etmiş, üretmiş ve vergi vermiş bireyler olduğunu hatırlatan Kenan Pars; taleplerinin ayrıcalık değil, insanca yaşam hakkı olduğunu dile getirdi. Bayram ikramiyesinde yapılacak makul bir artışın sosyal devlet anlayışının gereği olduğunu belirten Pars, hükümeti ve ilgili kurumları kararı yeniden değerlendirmeye davet etti. Emeklilerin alım gücünü artıracak kalıcı düzenlemelere ihtiyaç olduğunu belirten Pars, “Emekli ikramiyesi, en düşük emekli aylığına endekslenmeli. Mevcut durumda bu, 20 bin TL’ye denk geliyor. Emeklinin huzuru, toplumun huzurudur. Emekliye yapılacak artış, emeklinin ve ailesinin yüzünü güldürecektir. Emekli, bu parayı yastık altına koymayacak ve bu sayede ekonomide de yüzler gülecektir. Sosyal devlet, en kırılgan kesimini koruyabildiği ölçüde güçlüdür. Unutulmamalıdır ki; emeklinin yüzü gülerse, toplumun vicdanı rahat eder. Biz TÜED Uludağ Şubesi olarak emeklimizin yaşadığı sıkıntıları her türlü platformda en yüksek sesle dile getirmeye, kapıları aşındırmaya kararlılıkla devam edeceğiz.” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.