Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Enerji

Haberia - Enerji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enerji haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bursa Makine Sektörü Temsilcileri ITES China Fuarı’na Çıkarma Yaptı Haber

Bursa Makine Sektörü Temsilcileri ITES China Fuarı’na Çıkarma Yaptı

Türkiye’nin ihracat odaklı büyümesinde yurt dışı iş programları büyük önem taşırken, BTSO da firmaların dış ticaret hacmini artırmak hedefiyle 2026 yılında farklı coğrafyalara yönelik iş programlarını sürdürüyor. BTSO öncülüğünde yürütülen 3. Makine Teknolojileri UR-GE Projesi kapsamında UR-GE üyeleri ilk yurt dışı programını sektörün en önemli organizasyonlarından ITES China Fuarı’na çıkarma yaparak gerçekleştirdi. 120 bine yakın kişi, bin 600’ün üzerinde firmanın katıldığı fuarda, BTSO UR-GE projesi üyeleri son teknolojileri yerinde inceleme fırsatı buldu. BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Cüneyt Şener, meclis ve komite üyeleri ve 80’i aşkın firma temsilcisinin yer aldığı heyet, fuarı detaylı bir şekilde incelerken farklı coğrafyalardan katılımcılarla görüşme imkanı yakaladı. “Hedefimiz Ülke İhracatına Katkı Koymak” BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Cüneyt Şener, Makine UR-GE’nin 81 sektör paydaşıyla birlikte ITES China Makine, Otomasyon, Ekipmanları ve Elektronik Fuarı’nı ziyaret ettiklerini söyledi. Bu fuarın otomasyon teknolojileri ve elektronik açısından son derece belirleyici ve öncelikli bir organizasyon olduğunu söyleyen Şener, “Bizler de bu fuarda üretimlerimizin çeşitliliğini artırmak ve rekabet kapasitemizi geliştirmek için incelemelerde bulunuyoruz. Aktif olan 17 UR-GE’mizin önemli projelerinden biri makine UR-GE’miz. Bu fuarda hem Çin pazarını analiz etme hem de üretim teknolojileri hakkında bilgi edinme fırsatı bulduk. Çin, yüksek miktarda makine ithalatı yapan ve Amerika, Japonya, Almanya ile İtalya gibi güçlü rakiplerle rekabet ettiğimiz bir pazar. Biz de firmalarımızla birlikte bu pazarda yerimizi güçlendirmek adına sahada incelemeler gerçekleştirdik. Makine UR-GE’si olarak ilk kez Çin’e yönelik bir program düzenledik ve bu ziyaret tüm katılımcılar için oldukça verimli geçti. Ticaret Bakanlığımızın desteğiyle yürüttüğümüz UR-GE projeleriyle üyelerimizin ihracat performansını artırırken yeni pazarlara açılmalarını da sağlıyoruz. Bu çalışmalarla hem sektörümüzün uluslararası rekabet gücünü artırmayı hem de ülke ihracatına katkı sunmayı hedefliyoruz.” dedi. “Farklı İş Yapma Biçimleri Öğreniyoruz” Çin pazarına yönelik UR-GE programı kapsamında savunma ve enerji alanında sektöre ve firmalarına neler katabileceklerini araştırmak amacıyla fuara katıldıklarını söyleyen UR-GE Üyesi Faruk Önal, “BTSO’nun düzenlediği UR-GE programları firmalar için son derece önemli ve faydalı. Mümkün oldukça tüm UR-GE organizasyonlarına katılarak farklı iş yapma biçimlerini ve yenilikleri yerinde görüyoruz. Elde ettiğimiz bu kazanımları Bursa’da firmamızda uygulayarak kendimizi geliştirmeye ve ihracatımıza katkı sağlamaya çalışıyoruz. Bu projelerin hayata geçmesini sağlayan ve desteklerini esirgemeyen BTSO Başkanımız İbrahim Burkay’a da teşekkür ediyorum.” dedi. “Dünyanın Birçok Pazarına Ulaşabiliyoruz” BTSO’nun makine UR-GE kümelenmesi sayesinde dünyanın birçok pazarına ulaşabildiklerini söyleyen UR-GE Üyesi Emre Bahtiyar, “Gerçekten güzel bir organizasyon, hepimiz için verimli oldu. Şehrimiz makine sektöründe iyi bir konumda olsa da Çin, maliyetler ve yenilikler açısından ciddi bir rakibimiz. Özellikle yapay zekânın makinelere entegrasyonu konusunda önemli adımlar attıklarını görüyoruz. Biz de bu gelişmeleri yakından takip etmek ve bu alanlarda neler yapabileceğimizi öngörmek adına buradayız.” dedi. “Bizler İçin Önemli Bir Deneyim ve Kazanım” BTSO 9.Meslek Komitesi Başkanı Tülay Kurtul, BTSO makine UR-GE projesi kapsamında geniş bir heyetle Çin’de düzenlenen ITES Fuarı’na katıldıklarını söyledi. Fuarda sergilenen yeni teknolojileri yerinde inceleyerek Türk sanayisinin rekabet gücünü artırmaya yönelik fırsatları değerlendirmek amacıyla bu organizasyonda yer aldıklarını söyleyen Kurtul, “Burada sektörümüz açısından neler yapabileceğimizi görmek ve gelişen teknolojileri yakından takip etmek için kapsamlı incelemelerde bulunuyoruz. Çin pazarına yönelik ilk kez gerçekleştirilen bu UR-GE programı, firmalarımız açısından önemli bir deneyim ve kazanım sağlıyor. Elde ettiğimiz bilgileri ve gözlemleri kendi üretim süreçlerimize yansıtarak daha rekabetçi bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz. Bu değerli organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz.” dedi. UR-GE Üyesi Mehmet Parladı ise, “Sektörün yönünü ve yeni teknolojileri yerinde görmek bizim için çok değerli. UR-GE projeleri firmalarımıza büyük katkılar sağlıyor.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan "işaretler görülüyor" deyip yeni tehlikeye dikkat çekti Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan "işaretler görülüyor" deyip yeni tehlikeye dikkat çekti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde, Devlet Su İşleri tarafından tamamlanan 563 tesisin toplu açılış töreninde konuştu. İşte Erdoğan'ın konuşmasından satır başları: Aziz milletim, Tarım ve Orman Bakanlığımızın kıymetli mensupları, değerli misafirler, sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğümüz tarafından yapımı tamamlanan 563 tesisin toplu açılışını gerçekleştireceğimiz bu anlamlı tören vesilesiyle sizlerle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Cumhurbaşkanlığı Külliyemize, milletin evine hepiniz hoş geldiniz. Birazdan hizmete alacağımız önemli yatırımların ülkemiz, milletimiz ve şehirlerimiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. 54'ü baraj ve gölet. 109'u sulama tesisi. 18'i içme suyu tesisi. 11'i arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri. 371'i taşkın kontrol tesisi olmak üzere toplam 563 yeni tesisimizin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Güncel yatırım bedeli 137 milyar lira olan bu eserlerle 896 milyon metreküp su depolama kapasitesi geliştirmiş, 1 milyon 190 bin dekar araziyi sulamaya açmış oluyoruz. Aynı şekilde yıllık 212 milyon metreküp içme suyu sağlıyor ve içme suyu arıtma kapasitemizi günlük 301.000 metreküp artırıyoruz. Bu yatırımlar marifetiyle 505 meskûn mahali ve 52.400 dekar araziyi de taşkının yol açtığı zararlardan inşallah koruyacağız. Toplulaştırma ve tarla içi geliştirme faaliyetlerimiz kapsamında 2 milyon 20 bin dekar alanın tescilini yaptık. Tamamladığımız bu tesisler, günümüz rakamlarıyla ekonomimize yıllık 22 milyar lira katkı yapacak. Az sonra canlı bağlantılarla açılışını gerçekleştireceğimiz 563 eserin bir kez daha hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Tarım ve Orman Bakanlığımıza, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğümüze, yüklenici firmalarımıza, proje aşamasından inşa sürecine kadar bu eserlerin yapımında emeği geçen her bir kardeşime teşekkür ediyorum. "BU TOPRAKLAR BİR SU MEDENİYETİDİR" Kıymetli misafirler, şunu evvel emirde ifade etmek isterim. Hamuru şehit ve gazilerimizin mübarek kanlarıyla yoğrulan, âlimlerimizin, ariflerimizin ve gönül erlerimizin ilim ve hikmet pınarlarıyla çağlayan bu topraklar her veçesiyle bir su medeniyetidir. Bin yıl önce dergâhlarını su kıyılarına kurarak kalplere ve zihinlere iyilik tohumları eken, diyarı ruhunu adım adım medeniyet bahçesine dönüştüren erenlerin yurdudur. İnancına dört elle sarılan ve su gibi aziz ol diye dua eden bu milletin ruh köklerinde su, temizliğin, saflığın, güzellik ve bereketin simgesidir. Hangi sadakanın verilmesi daha çok hoşunuza gider diye sorulunca su cevabını veren Peygamber Efendimiz aleyhissalatu vesselam, suya erişmekte zorlananlara su temin etmenin onlara bir hayat bağışlamak anlamına geldiğini belirtmiş, güzel ve tatlı suyu insanlara takdim etmenin Allah katında mükâfatla karşılık bulacağını müjdelemiştir. Bizler öyle bir su medeniyetinin mensuplarıyız ki ecdadımız Allah'ın rızasından başka hiçbir çıkar gözetmemek anlamına gelen fi sebilillah kavramını kısaltıp çeşmelerine sebil ismini vermiştir. Kuşların bile unutulmadığı bu sebiller bizim nice zamanlar ruhumuzun, yüksek seciyemizin, şefkat ve merhametimizin ete kemiğe büründüğü eserlerdir. Su vakıflarını, su sebillerini bir sadaka-i cariye olarak gören ecdat, hastalarını bile su sesiyle tedavi etmiştir. Hayratlarıyla, şadırvanlarıyla ve su yollarıyla atalarımız adeta sıfırdan bir ümran inşa etmiştir. Su saatlerimiz, su terazilerimiz ve su kemerlerimiz, bunların tamamı birer sanat ve mühendislik şaheseridir. Hülasa, medeniyetimizde, kültürümüzde, sanat ve mimarimizde hatta mühendislik faaliyetlerimizde çok önemli bir yere sahip olan su, hayatımızı idame ettirebilmek için ihtiyaç duyduğumuz temel bir kaynak olmanın çok çok ötesine geçmiştir. "ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE SU ÇATIŞMALARI ÇIKACAK" Değerli dostlar, güç rekabetinin her alanda giderek kızıştığı bir yüzyılda en stratejik ve en değerli kaynak, üretim ve enerjinin de ana unsuru olan sudur. Geçtiğimiz asırda petrol ve karbon yakıtlar için yapılan mücadele, önümüzdeki dönemde su alanında yapılacaktır. Çevremizde yaşanan sıcak çatışmalara baktığımızda bunun işaretlerini şimdiden görebiliyoruz. İklim değişikliği, kuraklık, nüfus artışı, aşırı kentleşme ve sanayileşme gibi faktörlerin yol açtığı sorunlar, su kaynakları üzerindeki baskıyı artırıyor. Özellikle şu rakamlar karşı karşıya olduğumuz tehlikenin büyüklüğünü daha net ortaya koyuyor. Bakınız, dünya genelindeki 1,4 milyar kilometreküp toplam suyun yalnızca %2,5'i tatlı sulardan oluşuyor. 1960 yılında 3 milyar olan dünya nüfusunun bugün 8 milyarı aşmasına karşın, aynı dönemde yeryüzüne düşen yağış miktarına baktığımızda hiçbir değişiklik olmamıştır. Temiz su kaynaklarına duyulan ihtiyaç artarken, hızlı tüketim ve kirliliğin etkisiyle kullanılabilir su kaynakları maalesef hızla azalıyor. Bugün dünyadaki 2,2 milyar insan sağlıklı içme suyuna erişemiyor. Dünya Su Kalkınma Raporu'na göre 2050 yılında yaklaşık 6 milyar insanın yeterli temiz suya ulaşamayacağı öngörülüyor. Tüm bunlara ilave olarak iklim krizi en fazla suyumuzu, yani hayat kaynağımızı tehdit ediyor. Biz Akdeniz kuşağında yer aldığımız için bu tehditlerle en sert şekilde yüzleşen ülkelerden biriyiz. Son yıllarda orman yangınlarından sel felaketlerine kadar yaşadığımız olaylarla iklim değişikliği sebebiyle birçok sorunla mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Sadece geçtiğimiz sene 2334 orman yangınına müdahale ettik. Bu yangınlardan 81 bin hektar ormanlık alanımız etkilendi. Yangınlara karşı hazırlıklarımızı en hızlı şekilde yapıyoruz. Bu yıl hava filomuza 14 yeni helikopter ekleyerek helikopter sayımızı 119'a, havadan su atma kapasitemizi 462 tona çıkardık. 28 uçağımız, 14 insansız hava aracımız, 2766 ilk müdahale aracımız, 1953 arazözümüz ve 878 iş makinemizle bu sene yangınlarla çok daha etkin mücadele edeceğiz. "TÜRKİYE SU STRESİ ÇEKEN ÜLKELER GRUBUNDA" Kıymetli misafirler, Türkiye kişi başına düşen yıllık 1301 metreküp kullanılabilir su miktarı ile su stresi çeken ülkeler grubundadır. Şurası da son derece çarpıcıdır. Dünyanın ortalama yağış miktarı yıllık 990 milimetreyken Türkiye'de bu rakam yıllık 574 milimetredir. Bu manzara bize şunu gösteriyor. Su kaynaklarımızı tükenme sınırına gelmeden korumak, verimli kullanmak ve doğru yönetmek mecburiyetindeyiz. Sularımızı daha bilinçli kullanmamız gerektiğinin altını burada bir kez daha çiziyor, tüm kurumlarımızdan ve tüm vatandaşlarımızdan bu konuda azami hassasiyet beklediğimi özellikle ifade ediyorum. Sadece musluktan akan suyu değil, nehirden gürül gürül akan suyu bile israf etmeden kullanmaya özen göstermeliyiz. Eşim Emine Erdoğan'ın öncülüğünde başlatılan ve bugün küresel bir çevre projesine dönüşen Sıfır Atık Hareketimiz 9 seneyi geride bıraktı. Sıfır Atık Hareketi ile 90 milyon ton atığı geri kazandık. Ülkemiz ekonomisine 365 milyar lira katkı yaptık. Geri kazanım oranımızı 2035'te %60'a, 2053'te ise inşallah %60 seviyesine yükselteceğiz. Bu noktada farklı vesilelerle dile getirdiğim bir hakikati bugün tekrar ifade etmek istiyorum. Kıymetli dostlar, biz canlı ve cansız tüm varlıkları eskilerin tabiriyle cümle tekebbünatı Rabbimizin bizlere emaneti olarak görüyoruz. Bu emaneti de en güzel şekilde, daha da zenginleştirerek gelecek nesillere aktarmak için son 23 yılda bilhassa su yatırımlarımızı zirveye çıkardık. Medeniyetimizin mihenk taşı olan suyu iktisatlı kullanan, doğru yöneten ve milletimizi suyla en güvenli şekilde buluşturan politika ve yatırımlara ağırlık verdik. 2002'den bugüne 805 barajı, 522 gölet ve benti, 1890 sulama tesisini, 365 toplulaştırma projesini, 378 içme suyu ve atık su tesisini hizmete sunduk. Bu arada 6.234 taşkın kontrol tesisini, 637 hidroelektrik santralini, 148 yer altı depolama ve suni besleme tesisini ülkemize kazandırdık. Rakamlarla toplam dört trilyon yedi yüz milyar lira değerinde olan on bin dokuz yüz seksen dört tesisi tamamlayarak milletimizin emrine verdik. Bu tesislerle iki buçuk milyon hektarlık alanı sulamaya açtık. Türkiye ekonomisine yıllık dört yüz on altı milyar lira katkı sağladık. Toplam 2,2 milyon insanımıza tarımsal istihdam oluşturduk. 7 milyon 400 bin hektar alanda toplulaştırma çalışması yaptık. Böylece 20 bin 300 megavat kurulu güce ve yıllık 67 milyar kilovatsaat enerji üretim kapasitesine ulaştık. "ÇİFTÇİLERİMİZİN BU YIL YÜZÜ GÜLÜYOR" Değerli kardeşlerim, Allah'a hamdolsun, 2026 yılına yağışların bereketiyle girdik. Barajlarımız doluyor, su kaynaklarımız yenileniyor. Geçen yıl zirai kuraklık ve zirai don sebebiyle sıkıntılar yaşayan çiftçilerimizin bu yıl yüzü gülüyor. İnşallah umutlarımızı artıran bu bereketi tarımda, enerjide ve sanayide en güçlü şekilde üretime yansıtmayı hedefliyoruz. Bu yıl içerisinde 300 yeni su ve sulama tesisini tamamlayacağız. Tabii burada şunu da özellikle ifade etmek isterim. İster tarımda, ister sulamada, ister ulaştırmada, isterse başka bir alanda olsun esas mesele vizyon ve irade sahibi olmaktır. Ülkenin ve milletin derdiyle dertlenen hizmet eder. Hizmet eden ise hak ve halk nezdinde izzet bulur. Kış mevsiminin ortasında başkent halkını günlerce susuzluğa ve ellerinde bidonlarla su kuyruklarına mahkûm eden beceriksiz zihniyetle, biraz önce kısa videosunu seyrettiğimiz yatırımları ülkemize kazandıran anlayış arasındaki en temel fark azimdir, aşktır, millete hizmet sevdasıdır. Biz. Bahane bulanlardan değil, bir yolunu bulup iş yapanlardan, taş üstüne taş koyanlardan olduk. Vatandaşımızın boğazından keserek devletine verdiği kaynakları yine halkımıza hizmet ve eser üretmek için kullandık. İnşallah bundan sonra da bir bardak suda fırtına koparmaya, su akarken testiyi doldurmaya çalışan fırsatçılara rağmen biz taşı sıkıp suyunu çıkarmaya, bu aziz millet için, şüheda emaneti bu mübarek topraklar için çalışmaya devam edeceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum. Bu düşüncelerle birazdan hizmete alacağımız 563 tesisimizin bir kez daha milletimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Emeği geçen herkesi, tüm kurumlarımızı tebrik ediyorum. Sizleri bir kez daha saygıyla ve sevgiyle selamlıyor, hepinizi Allah'a emanet ediyorum. Sağ olun, var olun, kalın sağlıcakla.

Eski Ak Parti Milletvekili için tutuklama kararı! Haber

Eski Ak Parti Milletvekili için tutuklama kararı!

Eski AK Parti Milletvekili Bayram Ali Bayramoğlu, izinsiz sermaye piyasası faaliyeti suçundan tutuklandı. SORUŞTURMA, SPK'NIN SUÇ DUYURUSUYLA BAŞLADI Bazı finansal hizmet ve ticaret şirketlerinin usulsüz şekilde banka hesaplarıyla izinsiz ve kaldıraçlı alım satım yaptığı iddiasına ilişkin Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) suç duyurusunda bulunması üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturma sürüyor. BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU TUTUKLANDI Soruşturma kapsamında eski Rize milletvekili ve MÜSİAD eski Başkanı Bayram Ali Bayramoğlu dün Ankara'da gözaltına alındı, daha sonra İstanbul'a getirildi. Bir dönem MÜSİAD Kurucu Üyesi ve Kurucu Genel Başkan Yardımcısı da olan Bayramoğlu, Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'na sevk edildi. Burada Savcılığa ifade veren Bayramoğlu, daha sonra 'izinsiz sermaye piyasası faaliyeti' suçundan tutuklama talebiyle nöbetçi hakimliğe çıkarıldı. Mahkeme, Bayramoğlu hakkında tutuklama kararı verdi. BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU KİMDİR? Bayram Ali Bayramoğlu, 7 Eylül 1958'de Rize'de doğdu. Baba adı Mehmet, anne adı Fatma'dır. Sanayici; İstanbul Üniversitesi Tekirdağ Meslek Yüksek Okulu Pazarlama-İktisat Bölümü'nü bitirdi. Yurtiçi ve yurtdışı inşaat, madencilik, dış ticaret, çay ve mum imalatı ile enerji alanlarında faaliyet gösteren şirketlerin yöneticiliğini yaptı. MÜSİAD Kurucu Üyesi ve Kurucu Genel Başkan Yardımcısı oldu. 1997-2004 yılları arasında da MÜSİAD Genel Başkanı olan Bayramoğlu halen MÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Üyesidir. İstanbul Ticaret Odası'nda Meclis Üyesi olarak görev yaptı. DEİK bünyesinde Türk-Suudi Arabistan İş Konseyi Başkanlığı; Türk iş alemi ile diğer Arap ülkeleri arasında iş geliştirme koordinatörlüğü; Uluslararası İş Forumu'nun (IBF) Genel Koordinatörlüğü ile Dünya Ticaret Merkezi'nin Türkiye ile ilişkilerinde danışmanlık görevi halen devam etmektedir. Ayrıca, Rizespor ve Kasımpaşaspor Kulüplerinde yöneticilik yaptı. Halen BJK'nin Genel Kurul Üyesidir. 23. Dönem'de AK Parti Rize Milletvekilliği yaptı. (İKÖPAB) Türk Grubu Üyesi oldu. İngilizce bilen Bayramoğlu, evli ve 1 çocuk babasıdır.

Prof. Dr. Selma Yel, İran savaşının Türkiye için riskini açıkladı Haber

Prof. Dr. Selma Yel, İran savaşının Türkiye için riskini açıkladı

Haber: Ercan Çalışır Prof. Dr. Selma Yel, kaleme aldığı analizde Türkiye’nin enerji görünümüne dair çarpıcı veriler paylaştı. Yel’in değerlendirmesine göre, Karadeniz Sakarya Gaz Sahası’nda bulunan yaklaşık 710 milyar m³’lük doğalgaz rezervi teorik olarak 10-12 yıllık bir imkân sunsa da üretimin henüz tam kapasiteye ulaşmaması nedeniyle kısa vadede dışa bağımlılık devam ediyor. Mevcut doğalgaz depolama kapasitesinin yıllık tüketimin yalnızca %10’una karşılık geldiğini hatırlatan Yel, “Bu da muhtemel kriz durumlarında sınırlı bir güvence oluşturmaktadır” uyarısında bulundu. Yıllık doğalgaz tüketiminin 50-60 milyar m³ seviyesine ulaştığı Türkiye’nin büyük ölçüde enerji ithalatçısı olduğuna dikkat çeken Yel, şu ifadeleri kullandı: “Ekonomik olarak zaten zorda olan ülkemiz adına riskli bir sürece girildiğini söylemek mümkündür. Mevcut gelişmeler, Türkiye’de doğalgaz ve elektrik fiyatlarının artacağını, sanayi üretiminin pahalanacağını ve enflasyonun daha da yükselebileceğini işaret etmektedir.” “Türkiye siyasi ve jeopolitik tavizlere zorlanabilir” Prof. Dr. Yel, sürecin yalnızca fiyat artışıyla sınırlı kalmayacağını, enerji tedariki üzerinden yürütülen pazarlıkların Türkiye’yi siyasi ve jeopolitik tavizlere zorlayan bir baskı aracına dönüşebileceğini belirtti. Bu durumun ülkeyi daha kırılgan bir zemine sürükleyebileceğini ifade eden Yel, “Velhasıl Türkiye için enerji krizi artık kapıda değil, içerde ve geleceğimizdedir” değerlendirmesinde bulundu. “Alternatif kaynaklar zamanında geliştirilebilseydi” Türkiye’nin zamanında alternatif kaynaklar, güçlü depolama ve alternatif yeni hatları yeterince geliştiremediğini vurgulayan Yel, “Bu olumsuzlukların çok daha hafif hissedilmesi mümkün olabilirdi. Umarız hâlâ geç kalınmamıştır” ifadelerini kullandı. Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Brent petrolün varil fiyatı 100 euro barajını geçti. Söz konusu dalgalanma nedeniyle Türkiye'de akaryakıt fiyatlarına rekor zamlar geldi. Savaşın devam etmesi halinde fiyat istikrarsızlığının artarak devam edeceği değerlendirildi.

Uludağ Milli Parkı için ayaklandılar! Haber

Uludağ Milli Parkı için ayaklandılar!

Bursa Barosu, Bursa Kent Konseyi, Bursa Tabip Odası, Bursa Veteriner Hekimler Odası, Nilüfer Kent Konseyi, TMMOB Bursa İl Koordinasyon Kurulu, Tarım Orkam-Sen, Türkiye Ormancılar Derneği ve DOĞADER üye ve yöneticileri, TBMM'de görüşülen ve Milli Parklar Kanunu'nda değişiklikler öngören yasa teklifine karşı Uludağ Milli Parkı girişinde ortak bir basın açıklaması yaptı. DOĞADER adına Sedat Güler tarafından yapılan ortak basın açıklamasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülmekte olan yasa teklifinin doğal koruma alanlarını madencilik, enerji, su ve turizm yatırımlarının kullanımına açabilecek nitelikte olduğu belirtildi. "ULUDAĞ ŞİRKETLERİN İNSAFINA BIRAKILACAKTIR" Milli parkların yalnızca ağaç toplulukları değil, ekosistem bütünlüğü olan su havzalarını, yaban hayatını, endemik türleri, toprak ve iklim dengesini koruyan; gelecek kuşaklara aktarılması gereken kamusal varlıklar olduğunu hatırlatan Güler, "Milli parklar, ekonomik rant alanı değil; ekolojik güvenlik alanıdır. Bugün Meclis’te görüşülen değişiklik; koruma önceliğini zayıflatmakta, kullanım ve kiralama modelini güçlendirmektedir. Bu yaklaşımın en somut ve en kritik sonucu ise Bursa’nın ve Güney Marmara’nın yaşam kaynağı olan Uludağ Milli Parkı üzerinde görülecektir. Uludağ Milli Parkı sadece Bursa’nın değil; 2.543 metre zirvesiyle Marmara Bölgesi’nin en yüksek dağıdır. Su kaynakları, ormanları ve yaşayan tüm canlı türleriyle bölgenin yaşam kaynağıdır.1961 yılında çıkarılan yasa ile Milli Park ilan edilen Uludağ; şu anda TBMM’de görüşülen Milli Park Yasası’ndaki değişikliklerle maden, enerji, su ve turizm şirketlerinin kullanımına, talanına ve insafına bırakılacaktır" ifadelerini kullandı. ULUDAĞ'IN SUYU, BİTKİ ÖRTÜSÜ YOK OLABİLİR! Yıllardır Uludağ Milli Parkı’nın bir kısmının su ve maden şirketlerinin talanına,zirveye yakın kısmının oteller ve benzeri yapılaşmalarla turizm sermayesinin kullanımına, bir kısmının Bursa şehir merkezinin büyüme baskısıyla yapılaşma saldırısına, bir kısmının ise yerel yönetimler de dâhil olmak üzere kaçak ve yasal su şirketlerinin insafına bırakıldığını belirten Güler, Uludağ Milli Parkı’na zarar veren en büyük etmenlerden birinin turizm baskısı olduğunu söyledi. Yapılan ortak açıklamaya göre, yasa değişikliği ile 99 yıllığına yeni otel, restoran ve kafe gibi turizm tesisleri inşa edilebilecek; bu tesislere ulaşım için yeni asfalt yollar yapılabilecek. Böylece artan insan yoğunluğu ve faaliyetler sonucunda Uludağ Milli Parkı’nın ormanları, bitki örtüsü ve su kaynakları zaman içinde geri döndürülemez biçimde yok olacak. Ayrıca yasa değişikliğinde, kaçak yapılar yıkılmak yerine 'yeniden değerlendirme' adı altında yasallaştırılabilecek. Bursa'nın artık kuraklık tehlikesi yaşayan ve su sıkıntısı çeken şehirler arasında olduğu vurgulanan açıklamada, buna rağmen su kaynaklarının daha doğduğu yerde kirletildiği ifade edildi. Yasa değişikliğiyle Uludağ Milli Parkı’nın doğal ve temiz su kaynaklarının 99 yıllığına su şirketlerine kiralanabilecek ve kontrolsüz biçimde şişelenebileceği uyarısında bulunulan açıklamada, "Bursa su sıkıntısı yaşarken, Uludağ’ın dereleri su şirketlerinin insafına bırakılacaktır" denildi. MADENCİLİK TEHLİKESİ! Ortak açıklamada, defalarca değiştirilen madencilik yasalarıyla Uludağ Milli Parkı sınırlarına kadar madencilik faaliyetlerine izin verildiğini belirten Sedat Güler, "Yeni yasa değişikliğiyle Uludağ Milli Parkı içinde de madencilik ve enerji şirketlerinin faaliyetleri mümkün hâle getirilecektir. İnşa edilebilecek enerji nakil hatları, özellikle yaz aylarında büyük bir yangın riski oluşturacaktır. Zaten Uludağ’ın güneyindeki Orhaneli, Büyükorhan, Harmancık ve Keles ilçelerinin ormanları ve doğal alanları mermer, maden cevheri ve taş ocaklarına dönüşmüştür. Madencilik faaliyetleri Uludağ köylerinin tarım alanlarını, meyve bahçelerini, hayvancılığını ve su kaynaklarını bitme noktasına getirmiştir. Vahşi madenciliğin en ağır uygulamaları yıllardır Uludağ’da yaşanmaktadır. Yeni yasa değişikliği ile 'av ve doğa koruma memuru birimi' adı altında bir yapılanma öngörülmekte; bugüne kadar milli parklarda yasak olan avlanma fiilen meşrulaştırılmaktadır. Yapılacak değişiklikle milli parklarda av ve yaban hayatının korunması, yönetimi ve işletilmesi özel şirketlere devredilebilecektir" uyarılarında bulundu. Son 20 yıl içinde Uludağ Milli Parkı sınırlarının defalarca değiştirildiğini, en son 2023 yılında çıkarılan Alan Başkanlığı Yasası ile Uludağ Milli Parkı’nın büyük bir bölümünün koparılarak Alan Başkanlığı yönetimine, yani turizm sermayesinin kontrolüne bırakıldığını hatırlatan Güler, Alan Başkanlığı yasa çalışmaları başladığında TMMOB, Bursa Barosu, Tarım Orkam-Sen, Türkiye Ormancılar Derneği ve DOĞADER olarak Bursa ve ülke kamuoyuna bu yasanın karşısında olduklarını duyurduklarını ve eylemsel ve hukuksal mücadele başlattıklarını ifade etti. "ULUDAĞ MİLLİ PARKI YOKSA BURSA DA YOK OLUR" Bursa’nın dört milyona yaklaşan nüfusunun, tarımının ve sanayisinin su ihtiyacının yaklaşık %90’ını Uludağ'ın karşıladığı belirtilen açıklama, "Bursa yoğun sanayi ve nüfus baskısı altında hâlâ nefes alabiliyorsa, sellerle boğuşmuyorsa, çeşmelerinden su akıyorsa; bunu Uludağ Milli Parkı’na borçludur. Milli Parklar Yasası’ndaki değişiklikler, Uludağ Milli Parkı’nı yok oluşa sürükleyecektir. Bursalıya sormadan, Bursa’nın yaşam kaynağı Uludağ Milli Parkı’nı şirketlere peşkeş çekemezsiniz! Uludağ Milli Parkı ile Bursa var olur. Uludağ Milli Parkı yoksa Bursa yok olur"ifadeleri ile sna erdi. "ULUDAĞ'A SAHİP ÇIKMAK HEPİMİZİN SRUMLULUĞU" Açıklamada ayrıca söz alan Bursa Kent Koneyi Başanı Prof. Dr. Ertuğrul Aksoy, Uludağ’ın Bursa için yalnızca bir doğal alan değil, aynı zamanda kentin yaşam güvencesi olduğunu söyledi. Kent Konseylerinin temel görevinin kentin ortak değerlerini korumak ve halkın söz hakkını savunmak olduğunu belirten Aksoy, “Uludağ, Bursa’nın suyu, havası ve geleceğidir. Bursalıya rağmen, Bursa’nın yaşam kaynağı üzerinde tasarrufta bulunulamaz. Kentimizin ortak mirasını korumak hepimizin sorumluluğudur” dedi.

Bursa Su Kolektifi ve Genç Çevrecilerden Milli Parklar Kanunu tepkisi! Haber

Bursa Su Kolektifi ve Genç Çevrecilerden Milli Parklar Kanunu tepkisi!

Bursa Su Kolektifi üyeleri, Milli Parklar Kanunu’nda yapılması planlanan değişikliklerin milli parkların doğal yapısını tehdit ettiğini belirtti. Açıklamada, teklif ile ulaşım, enerji, maden, turizm ve altyapı projelerinin milli parklarda uygulanmasının önünün açılabileceği ifade edilerek, bu durumun ekosistemlere ciddi zarar vereceği kaydedildi. Kolektif, özellikle Uludağ Milli Parkı’nda daha önce yapılan düzenlemelerin yapılaşma ve turizm baskısını artırdığını hatırlatarak, yeni teklifin doğa koruma anlayışını zayıflatacağını savundu. Milli parkların gelecek kuşakların ortak mirası olduğu vurgulanarak, yasa teklifinin geri çekilmesi çağrısında bulunuldu. Z Doğa Derneği Bursa Temsilcisi Zeynep Göksu İnayet Genç çevrecilerden Uludağ uyarısı Kanun değişikliğine bir tepki de Z Doğa Derneği Bursa temsilciliğinden geldi. Dernek adına açıklama yapan Zeynep Göksu İnayet, milli parkların yalnızca doğal alanlar değil, aynı zamanda su kaynakları ve biyolojik çeşitlilik açısından kritik öneme sahip olduğunu söyledi. İnayet, özellikle Uludağ Milli Parkı’nın Marmara Bölgesi’nin en önemli su havzalarından biri olduğunu belirterek, “Koruma statüsünde yapılacak her gevşeme habitat kaybına, su krizlerine ve iklim risklerinin artmasına neden olabilir” dedi. “Koruma değil, kullanım baskısı artacak” Çevreciler, yasa teklifinin koruma yerine kullanım odaklı bir yaklaşım getirdiğini savunarak, milli parkların ekonomik projelere açılmasının uzun vadede doğa tahribatına yol açacağı uyarısında bulundu. Açıklamada, karar süreçlerinin bilimsel, şeffaf ve katılımcı şekilde yürütülmesi gerektiği vurgulanırken, kamuoyuna milli parkların korunması için duyarlılık çağrısı yapıldı.

Anahtar Parti Bursa İl Başkanı Fikret Aslan: “Bor Türkiye’nin Stratejik Kalkanıdır” Haber

Anahtar Parti Bursa İl Başkanı Fikret Aslan: “Bor Türkiye’nin Stratejik Kalkanıdır”

Türkiye’nin bor rezervleri açısından dünyada lider konumda olduğuna dikkat çeken Aslan, dünya bor rezervlerinin yaklaşık yüzde 73’ünün Türkiye’de bulunduğunu ifade etti. Borun doğada boraks, üleksit ve kolemanit gibi borat mineralleri halinde bulunduğunu belirten Aslan, Türkiye’de üretimin ağırlıklı olarak Balıkesir Bigadiç, Kütahya Emet, Eskişehir Kırka ve Bursa Kestelek sahalarında gerçekleştirildiğini söyledi. Türkiye’nin yıllık yaklaşık 2,6 milyon ton bor üretimi yaptığını belirten Aslan, üretimin büyük bölümünün ham veya düşük katma değerli ürün olarak ihraç edildiğini vurguladı. Aslan, “Bor yaklaşık 250 farklı alanda kullanılmasına rağmen üretimin sadece yüzde 5’i yurt içinde değerlendiriliyor, yüzde 95’i ihraç ediliyor. 2022 yılında bor ürünlerinden yaklaşık 1,3 milyar dolar gelir elde edildi. Ancak boru ileri teknoloji ürünlerine dönüştürerek bu geliri katlamak mümkündür” diye konuştu. Borun ferrobor, bor karbür, ileri seramikler ve enerji depolama teknolojileri gibi alanlarda yüksek katma değer oluşturduğunu belirten Aslan, özellikle temiz enerji alanında hidrojen depolama teknolojilerinde borun önemli bir fırsat sunduğunu ifade etti. Aslan, “Bor teknolojisine yatırım yapan ülkeler enerji ve savunma alanında stratejik avantaj elde edecektir. Türkiye bu fırsatı kaçırmamalıdır” dedi. Anahtar Parti olarak borun ham madde olarak ihraç edilmesi yerine ileri teknoloji ürünlerine dönüştürülmesi gerektiğini savunduklarını belirten Aslan, madencilikte şeffaf veri sistemi kurulması, rezerv raporlama standartlarının güçlendirilmesi ve bor teknolojilerine yönelik Ar-Ge ve üretim yatırımlarının artırılması gerektiğini söyledi. Aslan açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Bor gibi stratejik bir kaynağı yalnızca cevher olarak ihraç etmek yerine, yüksek katma değerli ürünlere dönüştürmek zorundayız. Bor teknolojisini erken kazanan ülkeler, küresel rekabette öne çıkacaktır. Türkiye bu avantajını güçlü bir sanayi hamlesine dönüştürmelidir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.