Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İslam

Haberia - İslam haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İslam haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bursa'da Filistin için güçlü mesaj: Boyun eğmeyeceğiz Haber

Bursa'da Filistin için güçlü mesaj: Boyun eğmeyeceğiz

Bursa’da Filistin’e destek amacıyla gerçekleştirilen basın açıklamasında, İsrail’in Gazze başta olmak üzere bölgede gerçekleştirdiği saldırılara tepki gösterildi. Yoğun katılımın olduğu programda, Filistin’e Destek Platformu Bursa Başkanı Ramazan Acar’ın selamlama konuşmasının ardından Filistin’e Destek Platformu tarafından hazırlanan metin kamuoyuyla paylaşıldı. “İNSANLIK REHİN ALINMIŞTIR” Filistin’e Destek Platformu Gençlik Temsilcisi Yahya Çerkez, Platform adına yaptığı basın açıklamasında şu ifadeleri kullandı: Gözü dönmüş, azgın bir grup Siyonist tarafından planlanmış ve ne yazık ki uygulamaya konulmuş, akıl almaz bir dönemi yaşamaktayız. Tüm değerlerin yok sayıldığı, çiğnendiği bir zaman diliminden geçmekteyiz. İnsanlık adeta azgın ve sapkın bir ideoloji tarafından ne yazık ki rehin alınmıştır. Biz esir değiliz! Bu esaret girişimine karşı kayıtsız kalacakta değiliz! Siyonist rejim şunu bilsin ki; zalimlerin topuna, canımızla başımızla, elimizle aşımızla, varımızla yoğumuzla direneceğiz. “GAZZE’NİN ACISI TAZE, YENİ VAHŞETLER YAŞANIYOR” Kıymetli Filistin Sevdalıları, Siyonist İsrail rejimi tarafından, Gazze’de işlenen soykırımın kahredici acısı vicdanlarda canlı dururken, Lübnan’da ve İran’da ortaya konan yeni vahşetler insanlığı bir kez daha derinden sarsmaktadır. 165 İranlı öğrencinin, Siyonist rejim tarafından okul sıralarında katledilmesi ve bu katliamın küresel vicdanda yeteri kadar yer bulmaması bizleri derinden sarssa da, bugün burada olduğu gibi dünyanın dört bir yanından yükselen itiraz sesleri bir nebze olsun umudumuzu yeşertmektedir. “İDAM KARARI AÇIK BİR HUKUK İHLALİDİR” Açıkça ifade etmek gerekir ki; İsrail’in Filistinlilere karşı idamı yasallaştırması tam bir vahşet, açık bir hukuk ihlalidir… İşgal ettikleri toprakların gerçek sahiplerini ipe götürmeye cüret etmek demek, kendi ipini çekmekten, terör devletinin kaçınılmaz sonunu hazırlamaktan başka bir şey değildir. Bu adımın Nazi zulmünden hiçbir farkı yoktur. Bu zulme imza atanlar ve her şey olurken sessiz kalanlar muhakkak ki, Hitler ile aynı akibeti yaşayacaktır. “MESCİD-İ AKSA’YA YÖNELİK ADIMLAR KABUL EDİLEMEZ” Yine; Mescid-i Aksa’nın ibadete kapatılması İslam’ın ve Müslümanların izzetine yapılmış bir saldırıdır. Ortaya konulan bu cürümlere karşı mücadelemiz kıyamete kadar devam edecektir. Filistin mücadelemizde önden gidenlere selam olsun. Şeyh Ahmet Yasin’e, Haniye’ye, Ebu Daif’e, son şanlı şehit Yahya Sinvar’a selam olsun. Bir Yahya’nın şehit oluşu binlerce genci hay kılacak diri kılacaktır. Her doğan Yahya sancağı daha ileri taşıyacaktır. “ZALİMLER HESAP VERECEK” Gözü dönmüş Netanyahu’un yargılanacağı ve hak ettiği cezayı çekeceği günlerin yakınlığı bizzat kendisi tarafından da bilinmektedir. Gün gelecek zalimler hak ettikleri muameleye maruz bırakılacaktır. Gün gelecek akan her göz yaşının, dökülen her kanın ve yetim bırakılan her canın hesabı sorulacaktır. Ve zalimler için cehennem daima yaşayacaktır. SUMUD FİLO’SUNA DESTEK MESAJI Bizler Filistin’e Destek Platformu olarak; meşrep, mezhep, siyasi görüş, din ve dil ayrımı yapmaksızın küresel bir direniş hareketi başlatmakta her yönden ve her husus da zalim Siyonist rejim ile mücadele etmekte kararlıyız. Bu bağlamda ikinci kez yola iki yüzü aşkın gemiyle çıkacak Sumud Filo’suna tam desteğimizi ilan etmek istiyoruz. Bugün 81 ilimizde yaptığımız basın açıklamasıyla bunu bir kez daha teyit ediyor, katılımlarınızdan dolayı Filistin’e Destek Platformu adına sizlere teşekkürlerimizi sunuyoruz. Basın açıklamasının ardından Eyüp Sevinç’in yaptırdığı dua ile program son buldu.

Osmangazi Belediyesi'nden tekbir getiren liselilere ceza iddiası! Haber

Osmangazi Belediyesi'nden tekbir getiren liselilere ceza iddiası!

İddiaya göre olay 21 Ocak 2026 tarihinde Bursa Ulu Cami’nin bahçesinde meydana geldi. Anadolu Gençlik Derneği Afyonkarahisar Şubesi Liseler Komisyonu’na mensup bir grup öğrenci, Bursa gezisi kapsamında camiyi ziyaret ettikten sonra tekbir getirdi. Bu sırada Osmangazi Belediyesi’ne bağlı zabıta ekiplerinin gençler hakkında idari yaptırım tutanağı tuttuğu ileri sürüldü. Tutanağın “faaliyetin konusu” bölümüne “ürün tanıtımı” yazıldığı, kabahat fiili olarak ise “yasak olmasına rağmen çığırtkanlık yaparak çevreye rahatsızlık vermek” ifadesinin yer aldığı iddia edildi. Zabıtanın, Kabahatler Kanunu’nun 37. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle öğrencilere cezai işlem uygulamak istediği öne sürüldü. AGD’den Tepki Olayla ilgili açıklama, Anadolu Gençlik Derneği Genel Merkez Liseler Komisyon Başkanı Nurullah Güngör’den geldi. Güngör, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda karara tepki gösterdi. Güngör açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Anadolu Gençlik Derneğimize mensup Afyonkarahisar Şubesi Liseler Komisyonu üyesi kardeşler, Bursa Ulu Cami çevresinde tekbir getirdikleri için cezaya çarptırıldı. Bu toprakların ruhu olan İslam’ın en temel nişanelerinden biri olan tekbiri bir caminin etrafında dile getirmek ne zamandan beri cezalandırılacak bir fiil oldu?” Bursa’nın tarihine vurgu yapan Güngör, Osmanlı’nın ilk başkentlerinden biri olan şehirde yaşandığı iddia edilen bu uygulamanın “yakışmadığını” belirterek şu sözleri paylaştı: “Erenler evliyalar diyarı, Osmanlı payitahtı Bursa’mıza böylesi bir hareket hiç yakışmadı. Kardeşlerimizin yaptığı hareket eylem değil, ürün satışı hiç değil, çığırtkanlık hiç değil. Bu milletin evlatlarının heyecanlarının dışa vurumuydu.” Gençlerin, Bursa ziyaretleri kapsamında Osman Gazi ve Orhan Gazi türbelerini ziyaret ettikten sonra Ulu Cami’ye geldikleri de ifade edildi. Tartışma Yarattı Sosyal medyada paylaşılan olay kısa sürede gündem olurken, bazı kullanıcılar uygulamaya tepki gösterdi. Konuyla ilgili Osmangazi Belediyesi tarafından henüz resmi bir açıklama yapılmadı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan emeklilere bayram müjdesi! Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan emeklilere bayram müjdesi!

Partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD, İsrail ve İran arasında devam eden savaşa ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. "HODRİ MEYDAN DEMEKTEN ÇEKİNMEYİZ" "Tekrar söylüyorum. Biz macera peşinde değiliz. Gerilim peşinde asla değiliz. Biz bölgemizin her karışında ve köşesinde sulhü sükunun hakim olmasından yanayız" diyen Erdoğan, "Biz savaşlardan bitap düşmüş, bıkmış, yorulmuş Orta Doğu'nun bir an önce hasretini çektiği kalıcı barışa ve istikrara kavuşmasından yanayız. Suriye'nin, geçmişte Irak'ın toprak bütünlüğünü savunduğumuz gibi, bugün de İran'ın, Lübnan'ın, bölgedeki tüm ülkelerin toprak bütünlüğünü savunuyoruz. Bakın, bizim gerek ülkemiz içinde, gerek bölgemizde adaletten, huzurdan, barıştan başka hiçbir gayemiz yok. Kim olursa olsun, hiçbir ülkenin egemenliğinde, topraklarında gözümüz yok. Ama topraklarımıza göz diken, egemenliğimize kast eden ve dahi macera arayan olursa hodri meydan demekten çekinmeyiz" ifadelerini kullandı. Erdoğan'ın açıklamalarından satırbaşları; "Sizlerin ve kıymetli misafirlerimizin şahsında 81 vilayetimizin her karışında her şey Türkiye için şiarıyla gece gündüz demeden fedakarca çalışan teşkilatımızın tüm mensuplarını 11 milyon 550 bin üyemizin her birini saygıyla selamlıyor, Cenabı Allah kardeşliğimizi daim eylesin diyorum. Değerli milletvekili arkadaşlarım yarın milletimizin ortak değerlerinin, ortak geçmiş ve gelecek tasavvurunun en veciz nişanesi olan milli mutabakat metnimiz olarak gördüğümüz İstiklal Marşı'mızın kabulünün 105. yıl dönümünü kutlayacağız. İstiklal Marşı'nın vatanımızın umumi manzarası açısından nasıl bir ahvalde yazıldığını devrin marif vekili Hamdullah Suphi Bey bakınız nasıl anlatıyor; 'O günlerde cepheler arka arkaya çökmekteydi. Eskişehir'in sükutu hatta Ankara'nın istilası dahi gün meselesiydi. Hükümetin Sivas'a kadar çekilmek hesabı vardı. Ordu her an Sakarya gerisine çekilmek üzereydi. Askerlerimizin maneviyatı son derecede sarsılmıştı.' Vatan topraklarını hızla kara bulutların kapladığı bir dönemde merhum Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınan İstiklal Marşımız 12 Mart 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Tekrar tekrar okunmuş, ayakta dinlendikten sonra alkışlar ve gözyaşları eşliğinde genel kurulun ekseriyeti azimesiyle milli marşımız olarak kabul edilmişti. Bu topraklarda ezelden ebeden hür yaşamış milletimizi esir etmeyi amaçlayan emperyalist kuşatmaya karşı verilen milli mücadele kahraman ordumuza hitap edilen İstiklal Marşımızın kabulüyle kelimelerden mürekkep bir sancağa kavuşmuştur. "TÜRK'ÜN HÜRRİYETİNE DOKUNULAMAZ" İstiklal Harbimizin başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Meclis Başkanı sıfatıyla göz yaşlarının sel olup aktığı o tarihi günlerde bu hakikati şöyle dile getirmiştir; Bu marş bizim inkılabımızın ruhunu anlatır. İstiklal Marşı'nda davamızı anlatması bakımından büyük manası olan mısralar vardır. En beğendiğim yeri şu mısralardır; "Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet, hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklal. Benim bu milletten asla unutmamasını istediğim mısralar işte bunlardır. Bu demektir ki, efendiler, Türk'ün hürriyetine dokunulamaz. Millet olarak hiçbir zaman korkmadık. Korkmuyoruz ve korkmayacağız. Şehit kanlarıyla sulanmış vatan topraklarında nasıl bin yıldır alnımız ak, başımız dik bir şekilde hür yaşadıysak inşallah kıyamete kadar yine hür yaşayacağız.Ben de bugün Cenabı Allah bu ülkeye ve bu aziz millete bir kere daha İstiklal Marşı yazmayı gerektirecek şartlar gözlemlesin diyorum. "CEDDİMİZE SIRTIMIZI ASLA DÖNMEYİZ" Değerli kardeşlerim burada özellikle önceki hafta yaşanan süfli ve seviyesiz tartışmalar babında yayınladıkları rezil bildirilerle devletimizin kurucu kodlarına ve milletin inanç değerlerine düşmanlık edenlerin İstiklal Marşımızı bir kez daha okumalarını anlayana kadar tekrar tekrar okumalarını kendilerine tavsiye ediyorum. Evet, milli mücadeleyi zafere ulaştıran, Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini atan, Türk milletinin mayasını çalan asli değerler işte bunlardır. Ezan'dır, Kur'an'dır, şehadettir, bayraktır, hürriyettir ve her gönülde yaşayan İlahi Kelimetullah davasıdır. Asya'dan Afrika'ya Kafkaslardan Balkanlara kadar Türkiye denilince, Türk milleti denilince akla ilk neyin geldiği belli değil midir? Allah aşkına bu değişmez gerçeklere gözlerini kapamak bu hakikatlere sırt çevirmek mümkün mü? Sırf birilerinin işine gelmiyor diye aslımızı, neslimizi, ruh kökümüzü inkar mı edelim? Nesli tükenmekte olan üç beş kart yobaz rahatsız oluyor diye bizi biz yapan kurucu değerlerimizi yok mu sayalım? Beyefendiler istemiyor diye Allah Allah nidalarıyla üç kıta yedi iklimde at koşturan kahraman ecdadımızı red mi edelim? Kimse kusura bakmasın. Biz bunu yapmayız, yapamayız. Biz aslımıza da, ceddimize de sırtımızı asla dönmeyiz. Kim ne derse desin. Kim hangi bildiri yayınlarsa yayınlasın. Bizi biz yapan hasretlere sıkı sıkıya sarılacağız. Hiçbir dahili ve harici bedbahın hiçbir gücün bu hasletlere zarar vermesine inancımızı ve irademizi kırmasına bu milleti sahte ve sanal korkularla esir almasına müsaade etmeyeceğiz. 86 milyon hep birlikte birbirimizin hukukuna ve Türkiye Cumhuriyeti'nin hukukuna, canımız pahasına sahip çıkacağız. Türkiye Cumhurbaşkanı olarak, AK Parti Genel Başkanı olarak, hepsinden öte bu aziz ve asil milletin bir evladı olarak, İstiklal Marşımıza da İstiklalimize de son nefesimize kadar sahip çıkacağımızı bunları korumak için gerektiğinde göğsümüzü siper edeceğimizi bugün bir kez daha ilan ediyorum. Bu vesileyle istiklalimizin olduğu kadar istikbalimizin de tapu senede olan İstiklal Marşı gibi nadide bir hediyeyi bizlere armağan eden büyük mütefekkir, münevver ve dava adamı Mehmet Akif Ersoy'u rahmetle iade ediyorum. "DOST VE KARDEŞLERİNE SIRTINI DÖNEN BİR ÜLKE DEĞİLİZ" Çok değerli yol ve dava arkadaşlarım bölgemizde uzun bir süredir krizlerin ve çatışmaların ardı arkası kesilmiyor. Kuzeyimizden güneyimize mevcut çatışmalar sona ermeden maalesef bunlara her gün bir yenisi ekleniyor. İşte en son İsrail'in tahrikleriyle komşumuz İran'a karşı başlatılan savaş hem coğrafyamızda hem de küresel ekonomi üzerinde ağır bir tahribat oluşturdu. Sorunların masada çözülme imkan ve ihtimali varken yanlış hesaplar yanlış değerlendirmeler ve elbette gözünü kan bürümüş bir şebekenin kışkırtmaları neticesinde bölgemiz yeniden kan ve barut kokusuyla kaplandı. Saldırının başladığı ilk gün bir ilkokulda maalesef 175 kız öğrenci katledildi. İran'da hayatını kaybedenlerin sayısı 2000'e ulaştı. Bu arada dini lider Ali Hamaney başta olmak üzere üst düzey İranlılar suikast yoluyla öldürüldü. Komşumuz İran'ın altyapısına ağır zayiat verdirildi. Ekonomik ambargo ve ağır yaşam koşulları altındaki İran halkı şimdi de her gün devam eden bombardımanla hayatta kalma mücadelesi veriyor. Kadın, çocuk, yaşlı, sivil ayrımı yapmadan topyekun bir halka gelişmelerde hiçbir sorumluluğu yokken ağır bedeller ödetildiğini üzülerek görüyoruz. Petrol üretim tesislerinin su ve enerji altyapısının ulaştırma altyapısının vurulduğuna insanların cezalandırıldığına şahit oluyoruz. Öte yandan İran'a yönelik saldırılar, başta petrol fiyatlarının artması olmak üzere küresel ekonomi üzerinde de ciddi baskı kuruyor. Şimdiden sadece savaşın bizzat içindeki ülkeler değil, bütün dünya bu çatışmaların faturasını ödemeye hazırlanıyor. Bu anlamsız. Kuralsız ve hukuksuz savaşın devam etmesi durumunda daha fazla can ve mal kaybı olacağını küresel ekonominin faturasının daha da kabaracağını hepimiz şimdiden görüyoruz. Bakınız burada bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum. Türkiye olarak çevresindeki krizlere duyarsız kalan kriz anlarında dost ve kardeşlerine sırtını dönen bir ülke değiliz. Biz bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyetiyle hareket eden nemelazımcı bir ülke hiç değiliz. Tam tersine biz, krizlerin çözümü için risk alan, sorumluluk alan, gerektiğinde elini taşın altına koyan bir devletiz, böyle bir hükümetiz. Nitekim gerilimin çatışmaya dönüşmesini engellemek, meselenin müzakere ile çözülmesini sağlamak için yıllardır çaba sarf ediyorduk. "BU SAVAŞ BÜYÜMEDEN, BÖLGEYİ ATEŞE ATMADAN DURDURULMALIDIR" Çatışmaların başladığı günden bugüne hem İran hem Amerika Birleşik Devletleri hem de ilgili bölge ülkeleriyle temaslar kurduk. Bu kapsamda 20'nin üzerinde telefon görüşmesi gerçekleştirdim. Diğer arkadaşlarımız aynı şekilde muhataplarıyla sürekli temas içinde oldular. Elbette şu anda da silahların susması için umudumuzu halen kaybetmedik. Bu savaş büyümeden, bölgeyi tamamen ateşe atmadan durdurulmalıdır. "DİPLOMASİYE ŞANS TANINIRSA BUNU DURDURMAK MÜMKÜN" Şayet diplomasiye şans tanınırsa bunu başarmak pekala mümkündür. Yeniden masaya ve müzakereye dönülmesi, yeniden diplomasinin devreye alınması için girişimlerimizi sabırla sürdürüyoruz. İçinde bulunduğumuz sürecin hassasiyetine binaen çok dikkatli konuşuyor, kelimelerimizi özenle seçiyoruz. Türkiye'yi rotasında tutmak ve etrafını saran ateşten korumak için son derece temkinli hareket ediyoruz. Aynı şekilde başta mezhep kavgası olmak üzere bölgemizde sahnelenmek istenen kanlı senaryolara karşı da gerekli tedbirleri alıyoruz. Dün Milli Savunma ve Dışişleri bakanlarımız gazi meclisimizi kapalı oturumda bilgilendirdi. "IRK AYRIMINI, MEZHEP AYRIMINI, DİN, DİL, KÖKEN AYRIMINI REDDEDİYORUZ" Aziz milletim, milletvekillerimiz, burada şunu da ehemmiyetine binaen özellikle ifade etmek istiyorum. Biz bölgemizin tamamında olduğu gibi kardeş İran halkına da bu Şii'dir, bu Sünni'dir, bu Türk'tür, bu Kürt'tür diye hiçbir zaman bakmadık ve bakmıyoruz. Millet olarak bizim için Türk, Kürt, Arap, Şii, Sünni değil sadece insan vardır. İster yanı başımızda, ister dünyanın öbür ucunda olsun haksızlığa uğrayan, mağdur edilen, sıkıntı çeken kim varsa biz onun yanındayız. Daha önce komşumuz Irak'ta bunu yaptık. 15 sene evvel kıtlıkla boğuşan Somali'de bunu yaptık. 13,5 yıl boyunca komşumuz Suriye'de bunu yaptık. 5. yılına giren Rusya-Ukrayna arasındaki savaşta bunu yapıyoruz. Sudan'da, Lübnan'da, Yemen'de, Libya'da ve daha pek çok yerde bunu yaptık. Yapmaya da devam ediyoruz. Irk ayrımını, mezhep ayrımını, din, dil, köken ayrımını reddediyoruz. Daha önce de söyledim. Bugün üzerine basarak tekrar ediyorum. Bizim Sünnilik Şiilik gibi bir dinimiz yok. Bizim tek bir dinimiz var o da İslam. Bizi bütünleştiren ortak paydamız yine İslam. Mezheplerimizden kökenlerimizden önce hepimiz insanız ve Müslümanız. Hazreti Ali bizim. Hazreti Ömer de bizim. Hazreti Osman bizim. Hazreti Hasan ve Hüseyin de bizimdir. Hazreti Ayşe validemiz bizim. Hazreti Zeynep annemiz de bizimdir. Son günlerde sosyal medyada mezhepçiliğin körüklendiğine asırlık tartışmaların yeniden ısıtılmak istendiğine şahit oluyoruz. Savaşın bir cephesi olarak gördüğümüz bu tehlikeli tartışmalara karşı hem milletimizi hem de bölgedeki tüm kardeşlerimizi dikkatli olmaya çağırıyorum. Menşei bundan 13-14 asır öncesine uzanan muhataralı meselelerin bugün tekrar gündeme getirilmesi asla tesadüf değildir. İster dini ister siyasi ister tarihi olsun bugün bize faydası olmayan aksine nefreti körüklemesi fitneyi büyütmesi sebebiyle kardeşlik hukukumuza zarar veren tartışmalardan uzak durulmalıdır. Şunu lütfen unutmayalım. Şiiler Sünniler olarak Araplar Türkler Kürtler ve Farslar olarak bütün farklılıklarımıza rağmen yüzlerce yıldır bir arada yaşıyoruz. İnşallah bu çatışma ve savaşlar bittikten sonra da yine bir arada barış içinde yaşamaya aynı coğrafyayı ve aynı kaderi paylaşmaya devam edeceğiz. Bölge halkları olarak zaten mağdur olduğumuz bir çatışmanın daha büyük yaralar açmasına müsaade etmemeliyiz. Siyonist katliam şebekesinin elin taşıyla elin kuşunu vurma oyununa kesinlikle gelmemeliyiz. "BİZ BU OYUNA DÜŞMEYİZ" Değerli milletvekillerimiz İran'a saldırılar devam ederken aralarında kimi eski İsrailli yöneticiler ile ücreti mukabilinde tetikçilik yapan kiralık kalemlerin de olduğu belli çevreler ülkemizle ilgili çeşitli iddialarda bulunmuşlardır. Akıllarınca liste yapan bu aklı evvellere şunu açık açık söylemek isterim. Düğmeye basılmışçasına eş zamanlı olarak uluslararası medyaya servis edilenlerin amacını ve hedefini biz çok iyi biliyoruz. Türkiye düşmanı lobiler tarafından sistemli şekilde yürütülen kampanyaların ardındaki asıl niyetinde gayet farkındayız. Allah'ın izniyle biz bu oyuna kesinlikle düşmeyeceğiz. Sağduyuyu ve soğukkanlılığı elden bırakmayacağız. Türkiye ülkelerden bir ülke değildir. Bu millet sıradan bir millet değildir. Türkiye'nin ve Türk milletinin karakterini tanımak isteyenler Kıbrıs'a baksın, İstiklal Harbi'mize baksın, Çanakkale zaferimize baksın. En son15 Temmuz'da sadece içimizdeki hainleri değil, onların ipini tutanları da milletin gücüyle, milletin azmiyle rezil, rüsva edip bozguna uğrattık. Bu millet, namahremine uzanacak eli, geçmişte olduğu gibi bugün de yarın da çelik gibi iradesi ve cesaretiyle kıracak güçtedir, azimdedir, kudret ve kuvvettedir. Üstelik bugünün Türkiye'si dünden çok farklıdır. Türkiye iç cephesini güçlendirmiştir. Türkiye Terörsüz Türkiye projesi ile gücüne güç katmıştır. Savunma sanayimizdeki atılımlarla ordumuzun caydırıcılığı daha da artmıştır. Türkiye edilgen konumdan çıkmış bölgesinde denklem kurucu oyun kurucu rol üstlenmiştir. Türkiye'ye el uzatanın eli yanar, Türkiye'ye dil uzatanın dili yanar. KALICI BARIŞ VE İSTİKRAR VURGUSU Tekrar söylüyorum. Biz macera peşinde değiliz. Gerilim peşinde asla değiliz. Biz bölgemizin her karışında ve köşesinde sulhü sükunun hakim olmasından yanayız. Biz savaşlardan bitap düşmüş, bıkmış, yorulmuş Orta Doğu'nun bir an önce hasretini çektiği kalıcı barışa ve istikrara kavuşmasından yanayız. Suriye'nin, geçmişte Irak'ın toprak bütünlüğünü savunduğumuz gibi, bugün de İran'ın, Lübnan'ın, bölgedeki tüm ülkelerin toprak bütünlüğünü savunuyoruz. Bakın, bizim gerek ülkemiz içinde, gerek bölgemizde adaletten, huzurdan, barıştan başka hiçbir gayemiz yok. Kim olursa olsun, hiçbir ülkenin egemenliğinde, topraklarında gözümüz yok. Ama topraklarımıza göz diken, egemenliğimize kast eden, ve dahi macera arayan olursa hodri meydan demekten çekinmeyiz. Değerli kardeşlerim bölgemizdeki çatışmalarda gördüğümüz gibi artık savaşlarda boyut ve biçim değiştirmektedir. Dijital platformlar ve yapay zeka teknolojileri sivil ve askeri olmak üzere iki yönlü kullanılmaktadır. Avrupa ülkeleri dahil dünyanın birçok yerinde dijital mecralarla ilgili soru işaretleri yükselmekte şüpheler artmakta dijitalleşmenin sağlıklı bir zeminde ilerlemesi için önlemler gündeme gelmekte ve alınmaktadır. Şurası bir gerçek ki eğitimden ulaşıma sağlıktan haberleşmeye kadar geniş bir yelpazede dijitalleşmenin sağladığı avantajlardan elbette hepimiz istifade ediyoruz. Bununla birlikte ekranda geçirilen süreler uzadıkça ders başarısından aile ilişkilerine sosyal becerilerden ruh sağlığına pek çok alanda çocuklarımız bundan olumsuz etkileniyor. Tüm dünya için endişe verici olan şu rakamları sizlerle paylaşmak isterim. Geçtiğimiz aylarda yayınlanan bir uluslararası araştırmaya göre dünya genelinde internette geçirilen günlük ortalama süre yetişkinlerde 6 saat 38 dakikayı, televizyon izleme süresi ise 3 saat 13 dakikayı bulmuş durumda. Bir başka raporda 0-2 yaş grubundaki çocukların neredeyse yarısının akıllı telefonlarda bir şekilde temas halinde olduğu 2000 ve sonraki yıllarda doğan çocukların ekran sürelerinin ise 9 saate kadar çıkabildiği ifade ediliyor. "YASALAŞACAĞINA İNANIYORUM" Türkiye'deki tablo ise üzerinde hassasiyetle durmamız gereken bir başka gerçekliği gözler önüne seriyor. Ülkemizde 4 saat 4 dakikası cep telefonlarından olmak üzere internette geçirilen günlük ortalama süre 7 saat 13 dakika sosyal medyada harcanan haftalık süre ise 25 saat 4 dakikadır. Dijital teknolojilerin çocuklarımızı nasıl etkilediğini, TÜİK'in istatistiklerine baktığımızda çok net görebiliyoruz. TÜİK'in araştırmasına katılan 6-15 yaş grubundaki çocukların %66,1'i aktif olarak sosyal medya kullanıyor. Çocukların yüzde 32,6'sı her yarım saatte bir cep telefonunu kontrol ediyor. Yüzde 74 ise en az bir dijital oyun oynuyor. Bu evlatlarımıza ekran başında geçirdikleri sürenin kendileri için hangi durumlara yol açtığı sorulduğunda yüzde 34,4'ü daha az kitap okuduğunu %33,3'ü daha az ders çalıştığını, %25,5'i ailesiyle daha az zaman geçirdiğini, %18,6'sı arkadaşlarıyla daha az yüz yüze görüştüğünü, %17,2'si ise daha az uyuduğunu belirtiyor. Değerli arkadaşlar, çocuklarımızın şiddet, müstehcenlik, zorbalık ve istismar gibi içeriklere bu kadar kolay bir şekilde ulaşabilmesi kabul edilemez. Bizim amacımız çocuklarımızı dijital dünyadan koparmak değildir. Tam tersine gayemiz onları tehlikelerle dolu bu dünyada güvenli bilinçli ve güçlü bireyler olarak var edebilmektir. Devletin, toplumun ve ailenin görevi de esasen budur. Dijital dünyada çocuklarımızı korumayı amaçlayan çocuğun üstün yararını esas alan önleyici ve koruyucu bir anlayışla hazırladığımız yasa teklifimizi biliyorsunuz. Geçtiğimiz hafta Meclisimize sunduk. Düzenleme ile sosyal medya platformlarına gerçek ve güvenilir yaş doğrulama mekanizmalarını uygulama zorunluluğu getirmeyi hedefliyoruz. Siyasi parti ayrımı olmaksızın hepimizi ilgilendiren çok daha önemlisi geleceğimiz olan evlatlarımızı ilgilendiren bu teklifin Meclisimizin değerli katkıları ve önerileriyle yasalaşacağına inanıyorum. EMEKLİYE MÜJDE Son olarak emeklilerimize bir müjde vermek istiyorum. Emeklilerimizin bayram ikramiyelerini her yıl olduğu gibi yine bayram öncesinde hesaplara yatırıyoruz. Ayrıca emeklilerimizin bu ayki emekli maaş ödemelerini de öne çekerek 14 Mart'tan itibaren ödemeye başlıyoruz. Hayırlı uğurlu olsun diyorum."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.