Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İstihdam

Haberia - İstihdam haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İstihdam haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Gabar’da çifte keşif! Petrolün yanında 7 katlı 'Apartman Mağara' dikkat çekiyor (Özel Haber) Haber

Gabar’da çifte keşif! Petrolün yanında 7 katlı 'Apartman Mağara' dikkat çekiyor (Özel Haber)

Şehmus EDİS / MARDİN (İGFA) - Bölgede yaşanan huzur ve istikrar ardından Gabar adeta saklı cenneti gün yüzüne çıkmaya başladı. Bir yandan petrol bir yandan binlerce yıllık tarih ve doğal güzellikler 50 yıl sonra Gabar’ın saklı cennetini ortaya çıkardı. Şırnak’ın Güçlükonak ilçesine bağlı Akdizgin köyü Kırkağaç mevkiinde, Gabar Dağı eteklerinde yer alan çok katlı mağara yerleşimleri, adeta “mağara apartmanları” gibi dikkat çekiyor. Halk arasında “Ulya Şeyhan”, “Olya Şexa” veya “Uluye Seğa” gibi yerel isimlerle anılan bu yapılar, bölgenin zengin tarihine ışık tutarken aynı zamanda doğa turizmi için yeni bir potansiyel oluşturuyor. 7 KATLI “APARTMAN MAĞARA” VE BÖLGEDEKİ DİĞER YAPILAR Bölgenin en dikkat çeken yapısı, 7 katlı apartman mağara olarak bilinen tarihi kaya yerleşimi. Sarp kayalıklara insan eliyle oyulmuş bu kompleks, birbirine bağlı odalar, yaşam alanları, ibadet ve eğitim mekanlarından oluşuyor. Araştırmalara göre kökeni Tunç Çağı’na, yaklaşık MÖ 2500’lü yıllara uzanan bu mağaraların, yüzyıllar boyunca farklı amaçlarla kullanıldığı değerlendiriliyor. Mağara, katlar arası geçişler ve doğal savunma avantajıyla görenleri hayran bırakıyor. Gabar Dağı eteklerinde yalnızca bu yapı değil, farklı büyüklük ve katlarda yaklaşık 360 mağaranın bulunduğu ifade ediliyor. Bunların bir kısmı ev görünümünde, bazıları ise daha karmaşık yerleşimler halinde. Bazıları 3-4 katlı, bazıları ise daha mütevazı odalardan oluşuyor. Yerel araştırmacılar ve doğa gezginleri, bu mağaraların insanlık tarihinin bölgede “büyük işler” başardığını gösterdiğini söylüyor. Kim tarafından ve tam olarak ne zaman yapıldığı kesin bilinmese de Mezopotamya’nın kadim uygarlıklarıyla bağlantılı olduğu düşünülüyor. “ŞIRNAK’IN SAKLI CENNETİ” Son yıllarda Gabar Dağı’ndaki güvenlik ortamının iyileşmesiyle birlikte bu mağaralar doğaseverler, tarih meraklıları ve trekking grupları tarafından daha sık ziyaret ediliyor. Bazı videolarda ve paylaşımlarda mağaraların iç mekanları, katlar arası merdivenler ve muhteşem manzaralar görülüyor. Bölge, “Şırnak’ın saklı cenneti” olarak nitelendiriliyor. Gabar Dağı aynı zamanda Türkiye’nin önemli petrol keşiflerine sahne oluyor. 2022’den itibaren TPAO’nun çalışmalarıyla Şehit Aybüke Yalçın sahası başta olmak üzere yüksek kaliteli petrol rezervleri bulundu. Rezervin 150 milyon varil civarında olduğu ve toplam ekonomik değerinin milyarlarca dolara ulaştığı ifade ediliyor. Günlük üretimle bölge ekonomisine katkı sağlıyor, istihdam yaratıyor ve yerel yaşamı dönüştürüyor. Petrolün “fışkırdığı” bu dağda, aynı anda binlerce yıllık mağaralar da keşfedilmeyi bekliyor. Bir yandan modern enerji üretimi, bir yandan da antik yaşam izleri… Bu ikili tablo, Gabar’ı hem ekonomik hem kültürel açıdan önemli kılıyor. Güvenlik ve altyapı iyileştikçe turizm potansiyeli de artıyor; mağaralar doğa yürüyüşü rotalarına dahil ediliyor. KEŞFEDİLMEYİ BEKLEYEN MİRAS Bu mağaralar henüz tam olarak arkeolojik kazı veya detaylı bilimsel incelemeye tabi tutulmamış görünüyor. Yerel isimler (Ulya Şeyhan gibi) ve halk anlatıları dışında yazılı tarih kaynakları sınırlı. Ancak uzmanlar, bölgenin Mezopotamya’nın erken dönemleriyle bağlantılı olabileceğini ve daha fazla araştırmaya değer olduğunu vurguluyor. Gabar Dağı, artık sadece petrolüyle değil, yeşil vadileri, kanyonları ve bu gizemli mağara apartmanlarıyla da konuşuluyor. Tarihe meraklıysanız veya doğa gezisi planlıyorsanız, Akdizgin köyü civarındaki bu yapılar rotanıza eklenebilir. Gabar Dağı’nda bir yanda modern enerji üretimi, diğer yanda binlerce yıllık yaşam izleri bir arada bulunurken, bölgenin hem ekonomik hem de kültürel açıdan öneminin giderek artması umut veriyor.

Merkez'de 'Finansal Hizmetler Güveni' Nisan’da güçlendi Haber

Merkez'de 'Finansal Hizmetler Güveni' Nisan’da güçlendi

ANKARA (İGFA) - Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) açıkladığı Finansal Hizmetler İstatistikleri kapsamında, Finansal Hizmetler Güven Endeksi (FHGE) 2026 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre 8,2 puan artarak 167,3 seviyesine yükseldi. 146 kuruluşun katılımıyla gerçekleştirilen anket sonuçlarına göre, son üç aya ilişkin iş durumu ve hizmetlere olan talepteki artış, endeksi yukarı yönlü etkileyen başlıca unsurlar oldu. Buna karşın, gelecek üç aya yönelik hizmet talebi beklentilerindeki zayıflama, artışı sınırlayan faktör olarak öne çıktı. İş durumu değerlendirmelerinde, son üç ayda iyileşme olduğunu belirtenlerin sayısında artış gözlenirken, hizmet talebinde de benzer şekilde güçlenme kaydedildi. Ancak önümüzdeki döneme ilişkin talep beklentilerinin bir miktar zayıfladığı görüldü. İstihdam tarafında ise son üç ayda artış bildirenler lehine görünüm sınırlı ölçüde zayıflarken, gelecek üç ayda istihdamın artacağı yönündeki beklentilerde hafif bir güçlenme dikkat çekti. Kârlılık değerlendirmelerinde hem son üç aya ilişkin gerçekleşmeler hem de önümüzdeki döneme ilişkin beklentilerde önceki döneme kıyasla zayıflama yaşandı. 1-15 Nisan 2026 tarihleri arasında uygulanan anket sonuçları, finansal sektörde mevcut durumun görece iyileştiğine ancak geleceğe yönelik beklentilerde temkinli bir yaklaşımın sürdüğüne işaret etti.

Yavuz Ağıralioğlu, Türkiye için hedeflerini paylaştı! Haber

Yavuz Ağıralioğlu, Türkiye için hedeflerini paylaştı!

Salonu hıncahınç dolduran partililer ve vatandaşlar tarafından coşkuyla karşılanan Ağıralioğlu, konuşmasına Antalya'nın siyasi ve kültürel önemine vurgu yaparak başladı. "Bu salonu dolduran coşku, umutlarımızı büyüttü" diyen Ağıralioğlu, "Memleketimizin geleceği için inancımız ve kararlılığımız tamdır. Anahtar Parti olarak Türkiye'ye yeni bir soluk getirmeye geldik" ifadelerini kullandı. Coşkulu kalabalığa umut dolu mesajlar Ağıralioğlu, konuşmasında ülke gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulunurken, yerel yönetimlerin şeffaflığı ve hesap verebilirliğinin önemine dikkat çekti. Partisinin kuruluş felsefesini anlatan lider, "Anahtar Parti, çözüm üreten, kucaklayıcı ve milletten yana bir siyaset anlayışını temsil ediyor" dedi. Antalya'nın stratejik önemi vurgulandı Türkiye'nin önemli turizm merkezlerinden biri olan Antalya'nın siyasi arenada da kritik bir role sahip olduğunu belirten Ağıralioğlu, kentin sorunlarına da değindi. Turizm, tarım, istihdam ve altyapı konularında çözüm önerilerini sıralayan parti lideri, Antalya'nın hak ettiği hizmetleri alması için çalışacaklarını söyledi. 2024 yerel seçimlerinde Antalya genelinde 19 ilçenin 16'sında CHP'nin belediye başkanlığını kazandığı kentte, Anahtar Parti'nin teşkilatlanma çalışmaları hız kesmeden devam ediyor. Teşkilatlanmada yeni dönem Anahtar Parti Antalya İl Başkanı Mustafa Güneş liderliğinde yürütülen çalışmaların meyvelerini vermeye başladığını belirten Ağıralioğlu, partisinin şubat ayında yoğun katılımla gerçekleştirdiği il kongresine dikkat çekti. "Antalya'daki teşkilatlanma çabalarımız tüm hızıyla sürüyor. Her geçen gün yeni arkadaşlarımız aramıza katılıyor" diye konuştu. 30 Ekim 2024'te kurulan Anahtar Parti'nin büyükşehirlerdeki varlığını güçlendirme hedefi doğrultusunda Antalya çalışmalarına özel önem verdiği öğrenildi. Katılımcılardan tam destek Buluşmaya katılan vatandaşlar, Ağıralioğlu'na ve partisine desteklerini çeşitli tezahüratlarla gösterdi. Etkinlik sonunda partililerle tek tek selamlaşan Ağıralioğlu, Antalya'dan umutlu ve motive ayrıldığını ifade etti. Anahtar Parti'nin önümüzdeki dönemde Antalya başta olmak üzere birçok ilde halk buluşmalarına devam edeceği ve yerel yönetimler için hazırlıklarını sürdüreceği belirtildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan "işaretler görülüyor" deyip yeni tehlikeye dikkat çekti Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan "işaretler görülüyor" deyip yeni tehlikeye dikkat çekti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde, Devlet Su İşleri tarafından tamamlanan 563 tesisin toplu açılış töreninde konuştu. İşte Erdoğan'ın konuşmasından satır başları: Aziz milletim, Tarım ve Orman Bakanlığımızın kıymetli mensupları, değerli misafirler, sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğümüz tarafından yapımı tamamlanan 563 tesisin toplu açılışını gerçekleştireceğimiz bu anlamlı tören vesilesiyle sizlerle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Cumhurbaşkanlığı Külliyemize, milletin evine hepiniz hoş geldiniz. Birazdan hizmete alacağımız önemli yatırımların ülkemiz, milletimiz ve şehirlerimiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. 54'ü baraj ve gölet. 109'u sulama tesisi. 18'i içme suyu tesisi. 11'i arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri. 371'i taşkın kontrol tesisi olmak üzere toplam 563 yeni tesisimizin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Güncel yatırım bedeli 137 milyar lira olan bu eserlerle 896 milyon metreküp su depolama kapasitesi geliştirmiş, 1 milyon 190 bin dekar araziyi sulamaya açmış oluyoruz. Aynı şekilde yıllık 212 milyon metreküp içme suyu sağlıyor ve içme suyu arıtma kapasitemizi günlük 301.000 metreküp artırıyoruz. Bu yatırımlar marifetiyle 505 meskûn mahali ve 52.400 dekar araziyi de taşkının yol açtığı zararlardan inşallah koruyacağız. Toplulaştırma ve tarla içi geliştirme faaliyetlerimiz kapsamında 2 milyon 20 bin dekar alanın tescilini yaptık. Tamamladığımız bu tesisler, günümüz rakamlarıyla ekonomimize yıllık 22 milyar lira katkı yapacak. Az sonra canlı bağlantılarla açılışını gerçekleştireceğimiz 563 eserin bir kez daha hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Tarım ve Orman Bakanlığımıza, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğümüze, yüklenici firmalarımıza, proje aşamasından inşa sürecine kadar bu eserlerin yapımında emeği geçen her bir kardeşime teşekkür ediyorum. "BU TOPRAKLAR BİR SU MEDENİYETİDİR" Kıymetli misafirler, şunu evvel emirde ifade etmek isterim. Hamuru şehit ve gazilerimizin mübarek kanlarıyla yoğrulan, âlimlerimizin, ariflerimizin ve gönül erlerimizin ilim ve hikmet pınarlarıyla çağlayan bu topraklar her veçesiyle bir su medeniyetidir. Bin yıl önce dergâhlarını su kıyılarına kurarak kalplere ve zihinlere iyilik tohumları eken, diyarı ruhunu adım adım medeniyet bahçesine dönüştüren erenlerin yurdudur. İnancına dört elle sarılan ve su gibi aziz ol diye dua eden bu milletin ruh köklerinde su, temizliğin, saflığın, güzellik ve bereketin simgesidir. Hangi sadakanın verilmesi daha çok hoşunuza gider diye sorulunca su cevabını veren Peygamber Efendimiz aleyhissalatu vesselam, suya erişmekte zorlananlara su temin etmenin onlara bir hayat bağışlamak anlamına geldiğini belirtmiş, güzel ve tatlı suyu insanlara takdim etmenin Allah katında mükâfatla karşılık bulacağını müjdelemiştir. Bizler öyle bir su medeniyetinin mensuplarıyız ki ecdadımız Allah'ın rızasından başka hiçbir çıkar gözetmemek anlamına gelen fi sebilillah kavramını kısaltıp çeşmelerine sebil ismini vermiştir. Kuşların bile unutulmadığı bu sebiller bizim nice zamanlar ruhumuzun, yüksek seciyemizin, şefkat ve merhametimizin ete kemiğe büründüğü eserlerdir. Su vakıflarını, su sebillerini bir sadaka-i cariye olarak gören ecdat, hastalarını bile su sesiyle tedavi etmiştir. Hayratlarıyla, şadırvanlarıyla ve su yollarıyla atalarımız adeta sıfırdan bir ümran inşa etmiştir. Su saatlerimiz, su terazilerimiz ve su kemerlerimiz, bunların tamamı birer sanat ve mühendislik şaheseridir. Hülasa, medeniyetimizde, kültürümüzde, sanat ve mimarimizde hatta mühendislik faaliyetlerimizde çok önemli bir yere sahip olan su, hayatımızı idame ettirebilmek için ihtiyaç duyduğumuz temel bir kaynak olmanın çok çok ötesine geçmiştir. "ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE SU ÇATIŞMALARI ÇIKACAK" Değerli dostlar, güç rekabetinin her alanda giderek kızıştığı bir yüzyılda en stratejik ve en değerli kaynak, üretim ve enerjinin de ana unsuru olan sudur. Geçtiğimiz asırda petrol ve karbon yakıtlar için yapılan mücadele, önümüzdeki dönemde su alanında yapılacaktır. Çevremizde yaşanan sıcak çatışmalara baktığımızda bunun işaretlerini şimdiden görebiliyoruz. İklim değişikliği, kuraklık, nüfus artışı, aşırı kentleşme ve sanayileşme gibi faktörlerin yol açtığı sorunlar, su kaynakları üzerindeki baskıyı artırıyor. Özellikle şu rakamlar karşı karşıya olduğumuz tehlikenin büyüklüğünü daha net ortaya koyuyor. Bakınız, dünya genelindeki 1,4 milyar kilometreküp toplam suyun yalnızca %2,5'i tatlı sulardan oluşuyor. 1960 yılında 3 milyar olan dünya nüfusunun bugün 8 milyarı aşmasına karşın, aynı dönemde yeryüzüne düşen yağış miktarına baktığımızda hiçbir değişiklik olmamıştır. Temiz su kaynaklarına duyulan ihtiyaç artarken, hızlı tüketim ve kirliliğin etkisiyle kullanılabilir su kaynakları maalesef hızla azalıyor. Bugün dünyadaki 2,2 milyar insan sağlıklı içme suyuna erişemiyor. Dünya Su Kalkınma Raporu'na göre 2050 yılında yaklaşık 6 milyar insanın yeterli temiz suya ulaşamayacağı öngörülüyor. Tüm bunlara ilave olarak iklim krizi en fazla suyumuzu, yani hayat kaynağımızı tehdit ediyor. Biz Akdeniz kuşağında yer aldığımız için bu tehditlerle en sert şekilde yüzleşen ülkelerden biriyiz. Son yıllarda orman yangınlarından sel felaketlerine kadar yaşadığımız olaylarla iklim değişikliği sebebiyle birçok sorunla mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Sadece geçtiğimiz sene 2334 orman yangınına müdahale ettik. Bu yangınlardan 81 bin hektar ormanlık alanımız etkilendi. Yangınlara karşı hazırlıklarımızı en hızlı şekilde yapıyoruz. Bu yıl hava filomuza 14 yeni helikopter ekleyerek helikopter sayımızı 119'a, havadan su atma kapasitemizi 462 tona çıkardık. 28 uçağımız, 14 insansız hava aracımız, 2766 ilk müdahale aracımız, 1953 arazözümüz ve 878 iş makinemizle bu sene yangınlarla çok daha etkin mücadele edeceğiz. "TÜRKİYE SU STRESİ ÇEKEN ÜLKELER GRUBUNDA" Kıymetli misafirler, Türkiye kişi başına düşen yıllık 1301 metreküp kullanılabilir su miktarı ile su stresi çeken ülkeler grubundadır. Şurası da son derece çarpıcıdır. Dünyanın ortalama yağış miktarı yıllık 990 milimetreyken Türkiye'de bu rakam yıllık 574 milimetredir. Bu manzara bize şunu gösteriyor. Su kaynaklarımızı tükenme sınırına gelmeden korumak, verimli kullanmak ve doğru yönetmek mecburiyetindeyiz. Sularımızı daha bilinçli kullanmamız gerektiğinin altını burada bir kez daha çiziyor, tüm kurumlarımızdan ve tüm vatandaşlarımızdan bu konuda azami hassasiyet beklediğimi özellikle ifade ediyorum. Sadece musluktan akan suyu değil, nehirden gürül gürül akan suyu bile israf etmeden kullanmaya özen göstermeliyiz. Eşim Emine Erdoğan'ın öncülüğünde başlatılan ve bugün küresel bir çevre projesine dönüşen Sıfır Atık Hareketimiz 9 seneyi geride bıraktı. Sıfır Atık Hareketi ile 90 milyon ton atığı geri kazandık. Ülkemiz ekonomisine 365 milyar lira katkı yaptık. Geri kazanım oranımızı 2035'te %60'a, 2053'te ise inşallah %60 seviyesine yükselteceğiz. Bu noktada farklı vesilelerle dile getirdiğim bir hakikati bugün tekrar ifade etmek istiyorum. Kıymetli dostlar, biz canlı ve cansız tüm varlıkları eskilerin tabiriyle cümle tekebbünatı Rabbimizin bizlere emaneti olarak görüyoruz. Bu emaneti de en güzel şekilde, daha da zenginleştirerek gelecek nesillere aktarmak için son 23 yılda bilhassa su yatırımlarımızı zirveye çıkardık. Medeniyetimizin mihenk taşı olan suyu iktisatlı kullanan, doğru yöneten ve milletimizi suyla en güvenli şekilde buluşturan politika ve yatırımlara ağırlık verdik. 2002'den bugüne 805 barajı, 522 gölet ve benti, 1890 sulama tesisini, 365 toplulaştırma projesini, 378 içme suyu ve atık su tesisini hizmete sunduk. Bu arada 6.234 taşkın kontrol tesisini, 637 hidroelektrik santralini, 148 yer altı depolama ve suni besleme tesisini ülkemize kazandırdık. Rakamlarla toplam dört trilyon yedi yüz milyar lira değerinde olan on bin dokuz yüz seksen dört tesisi tamamlayarak milletimizin emrine verdik. Bu tesislerle iki buçuk milyon hektarlık alanı sulamaya açtık. Türkiye ekonomisine yıllık dört yüz on altı milyar lira katkı sağladık. Toplam 2,2 milyon insanımıza tarımsal istihdam oluşturduk. 7 milyon 400 bin hektar alanda toplulaştırma çalışması yaptık. Böylece 20 bin 300 megavat kurulu güce ve yıllık 67 milyar kilovatsaat enerji üretim kapasitesine ulaştık. "ÇİFTÇİLERİMİZİN BU YIL YÜZÜ GÜLÜYOR" Değerli kardeşlerim, Allah'a hamdolsun, 2026 yılına yağışların bereketiyle girdik. Barajlarımız doluyor, su kaynaklarımız yenileniyor. Geçen yıl zirai kuraklık ve zirai don sebebiyle sıkıntılar yaşayan çiftçilerimizin bu yıl yüzü gülüyor. İnşallah umutlarımızı artıran bu bereketi tarımda, enerjide ve sanayide en güçlü şekilde üretime yansıtmayı hedefliyoruz. Bu yıl içerisinde 300 yeni su ve sulama tesisini tamamlayacağız. Tabii burada şunu da özellikle ifade etmek isterim. İster tarımda, ister sulamada, ister ulaştırmada, isterse başka bir alanda olsun esas mesele vizyon ve irade sahibi olmaktır. Ülkenin ve milletin derdiyle dertlenen hizmet eder. Hizmet eden ise hak ve halk nezdinde izzet bulur. Kış mevsiminin ortasında başkent halkını günlerce susuzluğa ve ellerinde bidonlarla su kuyruklarına mahkûm eden beceriksiz zihniyetle, biraz önce kısa videosunu seyrettiğimiz yatırımları ülkemize kazandıran anlayış arasındaki en temel fark azimdir, aşktır, millete hizmet sevdasıdır. Biz. Bahane bulanlardan değil, bir yolunu bulup iş yapanlardan, taş üstüne taş koyanlardan olduk. Vatandaşımızın boğazından keserek devletine verdiği kaynakları yine halkımıza hizmet ve eser üretmek için kullandık. İnşallah bundan sonra da bir bardak suda fırtına koparmaya, su akarken testiyi doldurmaya çalışan fırsatçılara rağmen biz taşı sıkıp suyunu çıkarmaya, bu aziz millet için, şüheda emaneti bu mübarek topraklar için çalışmaya devam edeceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum. Bu düşüncelerle birazdan hizmete alacağımız 563 tesisimizin bir kez daha milletimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Emeği geçen herkesi, tüm kurumlarımızı tebrik ediyorum. Sizleri bir kez daha saygıyla ve sevgiyle selamlıyor, hepinizi Allah'a emanet ediyorum. Sağ olun, var olun, kalın sağlıcakla.

Otomotiv devi küçülme kararı aldı, yatırım Bursa'ya kaydı Haber

Otomotiv devi küçülme kararı aldı, yatırım Bursa'ya kaydı

Fransız Renault bünyesinde faaliyet gösteren ve uzun yıllardır Romanya'nın Mioveni kentindeki fabrikasında üretim yapan Dacia, personel sayısını azaltma kararı aldı. Plan kapsamında, 2026 sonuna kadar 1200 kişinin işten ayrılması öngörülüyor. Şirket yetkilileri, küçülmenin büyük ölçüde gönüllü ayrılık paketleri ve geçici sözleşmeli personelin kontratlarının yenilenmemesi yoluyla gerçekleşeceğini açıkladı. Çalışan Sayısı 8 Yılda 5 Bin Azaldı Alınan bu karar, Dacia'nın istihdamında uzun süredir devam eden düşüş trendini gözler önüne serdi. 2018-2019 döneminde 14 bin 700'ü aşan çalışan sayısı, 2025 sonu itibarıyla yaklaşık 10 bin seviyesine kadar gerilemiş durumda. Tepkilerin Odağında Bursa'daki Üretim Kararı Var Sendikaların asıl tepkisi ise istihdam kaybından ziyade, yeni yatırımların Romanya dışına kaymasına yönelik. Dacia'nın bu yıl tanıttığı yeni hibrit crossover modeli Striker'ın Bursa'da, yeni elektrikli A segmenti modelinin ise Slovenya'da üretileceğinin açıklanması bardağı taşıran son damla oldu. Markanın en çok satan modellerinden Sandero Stepway halihazırda Fas'ta, tek elektrikli modeli Spring ise Çin'de üretiliyor. Bu tablo, Romanya'daki fabrikaların geleceği konusunda endişeleri artırırken, ülkenin üretim üssü olma statüsünün zayıfladığı yorumlarına yol açtı. Sendikalardan Hükümete Sert Suçlama: "Yatırım Ortamını Kaybettik" Dacia'daki sendika temsilcileri, yatırımların başka ülkelere kaymasının temel nedeninin Romanya'nın yatırım cazibesini yitirmesi olduğunu savunuyor. Sendika tarafından yapılan açıklamada, hükümetin ekonomi politikalarına yönelik şu eleştiriler sıralandı: Yıllardır tamamlanamayan Piteşti-Sibiu otoyolu başta olmak üzere altyapı projelerindeki kronik gecikmeler Sanayi üretimini zorlayan yüksek enerji maliyetleri Maliye politikalarındaki istikrarsızlık ve öngörülemez ekonomik düzenlemeler Sendikalara göre bu etkenler, uluslararası şirketlerin yeni yatırımlarını Romanya yerine Türkiye, Slovenya, Fas veya Çin gibi alternatif üretim merkezlerine yönlendirmesine neden oluyor. Dacia Yönetiminden "Rekabet Gücü" Vurgusu Dacia yönetimi ise sürecin sektörün rekabet koşullarının bir gereği olduğunu savunuyor. Şirket yetkilileri, küçülme planının "yasalara uygun, geçmişte de uygulanan sorumlu bir yeniden yapılanma" olduğunu belirterek, değişen üretim hacimlerine uyum sağlamak ve rekabet gücünü korumak amacıyla yıl başında gönüllü ayrılık programı başlatıldığını hatırlattı. Dacia CEO'su Katrin Adt ise Striker modelinin Bursa'da üretilecek olmasıyla ilgili tartışmalara açıklık getirdi. Adt, bu kararın Romanya'ya karşı alınmadığını, aksine Renault grubunun farklı ülkelerdeki mevcut üretim kapasitesini en verimli şekilde kullanma hedefinin bir parçası olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan babalara müjde! Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan babalara müjde!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "8 Mart Dünya Kadınlar Günü" dolayısıyla düzenlenen iftar programında konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle: Bu salondaki hanım kardeşlerimden başlayarak muhterem eşim ve sevgili kızlarımla birlikte bir anne, eş, kardeş, yoldaş ve evlat olarak hayatımıza anlam katan tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü şimdiden kutluyorum. Siz kardeşlerimin yanısıra evladını vatan uğruna şehit vermiş, en az şehit evlatları kadar kahraman şehit analarının hepsi metanet timsali olan şehit eşleri ve kızlarının Gazze'den Suriye'ye, Yemen'den Sudan'a gönül ve kültür coğrafyalarımızın farklı köşelerindeki acılı anne ve acılı eşlerin kadınlar gününü tebrik ediyorum. İranlı anneleri ayrıca selamlıyor ve kendilerine bir kez daha taziyelerimizi iletiyorum. Afrika'nın yoksul ve cefakâr kadınları, Afganistan, Arakam, Somali'nin mazlum kadınlarının, Lübnanlı kadınların, Batı'da sinema, moda ve medya sektörlerinin acımasız dişlileri arasında ezilen şiddete ve istismara uğrayan tüm kadınların kadınlar gününü tebrik ediyorum. Kendilerine kucak dolusu selamlarımızı gönderiyorum. Savaşlar ve zulümlerle hayatını kaybedenlerle birlikte teröre ve şiddete kurban verdiğimiz tüm kadınlara Rabbimden mağfiret ve rahmet niyaz ediyorum. Elini vicdanına koyan herkes şu tabloyu çok net görebiliyor; bugün maalesef başta bölgemiz olmak üzere çatışmalar var. Bunun acısını en çok kadınlar çekiyor. Bugün dünyada batıl inançlardan, asabiyeden, yanlış örf ve adetlerden kaynaklanan ayrımcılık var. Bu durum en çok kadınları olumsuz etkiliyor. Tüketim çarkı öncelikle kadınlık onurunu hedef alıyor, kadın emeğini sömürüyor. İsrail'in 2 yıl boyunca katlettiği 72 binden fazla kardeşimizin çoğu kadın ve masum çocuklar. Suriye'de kayıplarını yüreklerine gömerek yeniden hayata tutunmaya çalışanların çoğu kadın ve çocuklar. Afrika'da kıtlık, açlık ve derinleşen yoksulluğun yükü altında ezilen yine kadın ve çocuklar. Komşumuz İran'a yönelik saldırıların yükünü sırtlanmak zorunda kalanların ekseriyeti aynı şekilde kadın ve çocuklar. Türkiye yeryüzünün farklı noktalarındaki bu adaletsizliklere, bu zulümlere en güçlü tepkiyi veren, nerede olursa olsun ayrımcılığa, hukuksuzluğa itiraz eden ülkelerin başında geliyor. Nerede bir yangın varsa oraya su taşımaya, nerede yara kanıyorsa ona merhem olmaya çalışıyoruz. Ülkemizin insani değerleri merkeze alan haysiyetli duruşun en büyük bekçisi hanım kardeşlerimizdir. Her türlü olumsuzluğa rağmen daha adil dünyanın mümkün olduğu inancıyla ülkemizin kutlu mücadelesine verdiğiniz destek için bir kez daha hepinize teşekkür ediyorum. Devletimizin merhum Kemal Tahir'in dediği gibi 'devlet ana'ysa bu sizin kuşatıcılığınız, hamiyetiniz, şefkatiniz ve merhametiniz sayesindedir. Peşpeşe savaşlardan ve en son istiklal harbinden sonra yorgun düşen ülkemizi ayağa kaldırmışsak, Cumhuriyetimizi her gün güçlendirerek 103 yaşına getirdiysek bunda kadınlar olarak fedakarlıklarınızın, emeklerinizin yadsınamaz payı vardır. Karşılaştıkları tüm zorluklara ve engellemelere rağmen üretimde, çalışmada canlarını dişe katarak eşsiz katkılar yapmıştır. Biz kadına yönelik ayrımcılığın her türlüsünü reddeden, kadın ve erkeği bir ve beraber gören bir medeniyetin temsilcileriyiz. Her varlığa, her canlıya Allah'ın ayeti nazarıyla bakan yüksek bir tasavvura sahibiz. Bizim inanç ve ruh dünyamızda şayet insan için bir üstünlük aranacaksa bu sadece ve sadece takva, liyakat, emek ve üretkenlikledir. Irk, mezhep, köken ayrımcılığı bizim kitabımızda yazmadığı gibi cinsiyet ayrımcılığı bizim kitamızda yer almaz. Eşref-i mahlukat olan insanın cinsiyeti, etnik kimliği dolayısıyla hor ve hakir görülmesi bizim kitabımızda yoktur. Küresel tüketim çarkının kadın emeğini sömürmesine, kadını metalaştırmasına özellikle arşı durmak da insanlığımızın gereğidir. Hak olarak da sorumluluk olarak da kadın erkeğin arkasında değil; bilakis erkeğin yanı başındadır, omuz omuzadır. Kadın erkek demeden hepimiz bir bütünün ayrılmaz parçalarıyız. Kadın erkek fark etmeksizin hepimiz aynı bağın gülü, aynı sazın telleriyiz. Her kim ne adına ve hangi bahaneyle olursa olsun ayrımcılık yapıyorsa bu milletin asli kimliğini oluşturan değerlere ihanet ediyor demektir. Her kim kadına ve çocuğa zulmediyorsa insanlıktan nasibini almamış demektir. Bu anlayışla siyaset sahnesine çıktığımız günden beri kadınların sosyal hayata, siyasal hayata aktif ve eşit olarak katılmaları için gayret gösterdik. Kemikleşmiş önyargıları kırmak, yanlış uygulamaları ortadan kaldırmak için büyük mücadeleler verdik. Kadının statüsünün güçlendirilmesi, kadınların önündeki engellerin kaldırılması noktasında neler yaptığımız biliniyor. Göreve geldiğimizde yüzde 27,9 olan kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 37,7'ye çıkardık. Kadın istihdam oranı yüzde 31,7'ye çıktı. 2002'de parlamentomuzda sadece 24 kadın milletvekili görev yapıyordu. Son seçimlerde bu sayısı 119'a çıktı. Kadınların mecliste temsil oranı 5 kat artışla yüzde 19,83'e ulaştı. Aynı başarıyı kadın kamu çalışanı oranında da görüyoru. 28 Şubat'ın kadınlara kapatılan tüm kapılar ardına kadar bizim dönemimizde açıldı. Başörtüsü yasağına son vererek kadınların bürokrasinin tüm katmalarında çalışabilmelerinde sağladık. Akademi, mülkiye, adliye, askeriye gibi yerlerde kadınların önüne örülen tüm duvarları yıktık. İkna odalarına ikna edilemeyen hanım kardeşlerimiz değil aynı zamanda onların çocukları da her kurumda çalışıyor, kamusal alanda varlık gösteriyor, iş ve siyaset dünyasında başarılarıyla temayüz ediyor. Bir diğer kanayan yaramız kadına ve çocuğa yönelik şiddetti. Bu konuda her zaman sıfır tolerans yaklaşımıyla hareket ettik. Kadına yönelik şiddetin önüne geçilmesinde önemli bir eşiği açtık. 2012 yılında 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine dair kanunu yürürlüğe koyduk. 2014'de Ceza Kanunu'nda yaptığımız düzenlemede cinsel suçlara yönelik cezaları artırdık. İhtisas mahkemelerini kurduk. Kadına karşı işlenen suçların cezalarını artırmak suretiyle caydırıcılığı güçlendirdik. 112 kadın konukevimiz 81 ilimizde hizmet veriyor. Sosyal hizmet merkezi şiddetle mücadele irtibat noktalarıyla koruyucu ve önleyici hizmetlerimizi ulaşılabilir kıldık. Kadın destek uygulamamız KADES ile en küçük sıkıntılarında 7 gün 24 saat esasıyla kadınların yanında oluyoruz. Bizim kadına ve çocuğa karşı şiddet hususunda duruşumuz bellidir. Ne adına olursa olsun kadına şiddet insanlığa ihanettir. Türkiye şiddetle mücadele konusunda çok önemli bir mesafe kaydetmiştir. Hiçbir temeli olmayan sözleşme yaşatır sloganıyla hükümetimizi eleştirenlerin bize örnek gösterdiği ülkelerin kahir ekseriyetinden daha iyi bir yerdeyiz. Biz sözleşme değil kanun yaşatır diyor ve mevzuatı ihtiyaçlara göre gerçekleştiriyor. Tek bir kadın veya çocuk şiddet kurbanı olmayana kadar bu mücadelemizi kararlılıkla devam ettireceğiz. Geçen hafta Meclis'imize kanun teklifi ilettik. Kamuda ve özel sektörde çalışan annelerin doğum izin sürelerini 16 haftadan 24 haftaya çıkarıyoruz. Aynı düzenlemede özel sektör çalışan babaların babalık izinlerini de 5 günden 10 güne çıkarmayı amaçlıyoruz.Bu düşüncelerle sözlerime son verirken iftar soframızı teşrif eden her bir misafirimize tekrar teşekkür ediyorum.

Anahtar Parti’den evde bakım yapanlar için emeklilik hakkı önerisi Haber

Anahtar Parti’den evde bakım yapanlar için emeklilik hakkı önerisi

Aslan, “Sosyal güvenlik sistemi; yaşlılık, hastalık, iş kazası, malullük, işsizlik, ölüm ve analık gibi risklere karşı yurttaşı korumak için vardır. Ancak bugün sistem, hem mali açıdan hem de kapsayıcılık açısından ciddi bir kırılma yaşıyor. Evde bakım emeği veren vatandaşlarımız görünmez emekçi muamelesi görüyor” dedi. Fikret Aslan, Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin temel olarak prim esaslı işlediğini, mevcut çalışanların primleriyle mevcut emeklilerin aylıklarının ödendiği “dağıtım sistemi” (PAYG) yapısında emeklilik için dünyada genel kabul gören dengenin “4 çalışanın 1 emekliyi finanse etmesi” şeklinde olduğunu, bizde ise tablonun tam tersine gittiğini ifade etti. “AKTİF-PASİF DENGESİ ÇÖKÜYOR: 2002’DE 2,1, 2025’TE 1,6” İl Başkanı Aslan, 2002 yılında 12,2 milyon çalışanın 5,9 milyon emekliyi finanse ettiğini; 2025 yılında ise 26,5 milyon çalışanın 16,9 milyon emekliyi finanse eder hale geldiğini hatırlatarak, aktif/pasif oranının 2,1’den 1,6’ya gerilediğini belirtti. Aslan, “Bu gidişle emekliye daha iyi maaş vermek için daha fazla prim toplamak gerekecek; ama kayıt dışılık, güvencesiz çalışma ve istihdamın niteliği bunun önünde engel. Üstelik EYT gibi popülist adımlar sistemi daha da sıkıştırdı” diye konuştu. “EVDE BAKIM EMEĞİ SİSTEMİN DIŞINDA BIRAKILIYOR” Fikret Aslan, Türkiye’de resmi kayıtlara göre yaklaşık 2,5 milyon engelli bulunduğunu, araştırmalara göre en az bir engeli olan birey sayısının 4,9 milyon civarında olduğunu; evde bakım yardımından yararlanan kişi sayısının da geçmiş yıllarda yaklaşık 500 bin olarak kayda geçtiğini ifade eden İl Başkanı Aslan, “Bu büyük toplumsal gerçekliğe rağmen, evde engelli bakımını üstlenen ve iş hayatına katılamayan kişiler için otomatik bir emeklilik hakkı yok. Bu insanlar çalışmıyor göründüğü için sistem onları ‘yok’ sayıyor. Oysa yaptıkları iş 7/24 bir bakım hizmetidir” dedi. A Parti İl Başkanı, evde bakım yapanların ancak isteğe bağlı sigorta ile 4B kapsamında prim ödeyerek emekliliğe hak kazanabildiğini; gelir yaratamayan, evde bakım yükü taşıyan birçok vatandaşın bunu fiilen karşılayamadığını söyledi. “DÜNYADA ÖRNEK VAR: BAKIM SÜRESİ EMEKLİLİĞE SAYILIYOR” İl Başkanı Aslan, bazı ülkelerde evde ücretsiz bakım yapanların sosyal güvenlik sistemince desteklendiğini belirterek, “Örneğin Almanya’da belirli bakım derecesinde (Pflegegrad 2 ve üzeri) bakım üstlenenlerin emeklilik primi bakım sigortası tarafından ödeniyor ve bu süre emeklilik hesabına dahil ediliyor. Türkiye’de de bakım süresinin sosyal güvenlik hakkına dönüştürülmesi zorunludur” ifadelerini kullandı. “MECLİS’TE TEKLİF VAR; AMA YASALAŞMIŞ DEĞİL” Aslan, 2026’ya girerken ev kadınları ve evde bakım emeği verenlerin sosyal güvenceye alınması ve emeklilik hakkı elde etmesine yönelik TBMM’de bir kanun teklifinin gündemde olduğunu; ancak henüz yasalaşmadığını hatırlattı. Aslan, “Teklif; geliri olmayan ev kadınları ve evde bakım emeği verenlerin SGK kapsamına alınmasını, primlerinin bütçeden karşılanmasını hedefliyor. Aylık yaklaşık 11 bin TL düzeyinde destek ve tam sosyal güvence hedefi ifade ediliyor; fakat bunlar bugün itibarıyla yürürlükte değil” dedi. “ERKEN EMEKLİLİK HAKKI SADECE SİGORTALI ANNELER İÇİN; EVDE BAKIM EMEĞİ YİNE DIŞARIDA” İl Başkanı Aslan, 5510 sayılı Kanun’da ağır engelli, bakıma muhtaç engelli çocuğu bulunan kadın sigortalılara prim günü avantajı ve yaş indirimi sağlandığını; ancak bunun sigortalı çalışma içinde olanları kapsadığını vurguladı. Aslan, “Bu düzenleme evde bakım yapan ama sigortalı olmayan milyonları kapsamıyor. Ayrıca eşin engelli olması tek başına erken emeklilik hakkı doğurmuyor. Sistem parçalı ve adaletsiz bir zeminde ilerliyor” dedi. “SAHTE SİGORTALILIK ARTIYOR; İNSANLAR SİSTEME GİRMEK İÇİN ÇARESİZ” Anahtar Parti İl Başkanı, son yıllarda sahte sigortalılık vakalarının arttığını, 2022’de 106 bin, 2023’te 188 bin ve 2024’te 95 bin kişinin emekliliğinin iptal edildiğinin kayda geçtiğini belirterek, “Vatandaş sağlık hizmetine erişmek ve emeklilik hakkı kazanmak için kayıt dışı yollara itiliyor. Denetim mekanizması güçlenmeli; ama hak kayıplarına yol açan uygulamalar da adaletle ele alınmalıdır” ifadelerini kullandı. BÜTÇEDEN SGK’YA AKTARIM ARTIYOR: “KAYNAK VARSA ADALETLE KULLANILMALI” Fikret Aslan merkezi yönetim bütçesi içinde SGK’ya yapılan ödemelerin arttığını; 2026 bütçesinde SGK’ya aktarılan fonun genişletildiğini ifade ederek, “Madem bütçeden kaynak aktarılıyor, bunun geliri olmayan kesimlerin refahına gerçek bir katkı sağlaması şarttır. Evde bakım emeği verenler bu katkının en meşru adreslerinden biridir” dedi. POLİTİKA ÖNERİLERİ İl Başkanı Aslan, Anahtar Parti iktidarında sosyal güvenlik sisteminin işlevsel hale getirilmesi için şu adımların atılacağını belirtti: Kayıt dışılıkla etkin mücadele: Yoğun işyeri denetimleriyle sigortasız çalışmanın önüne geçilecek; kayıt dışı istihdam kayıt altına alınacaktır. PAYG sisteminde sürdürülebilirlik: İstihdamı artırıcı politikalarla aktif/pasif denge güçlendirilecek; sistemi bozan popülist düzenlemeler yerine gerçekçi bir rehabilitasyon programı uygulanacaktır. “Gümüş Ekonomi” yaklaşımının sisteme entegrasyonu: Evde bakım, rehabilitasyon, uzun dönemli bakım sigortası, yaşlı dostu konut ve bakım ekonomisi alanları sosyal güvenlik ekosisteminin parçası haline getirilecektir. “Evde Bakım Hizmeti Sigortası” kurulması: SGK bünyesinde özel bir kategori oluşturularak evde bakım emeği yasal güvenceye kavuşturulacaktır. “Evde Bakım Borçlanması” uygulaması: Askerlik/doğum/ücretsiz izin borçlanmalarına benzer şekilde bakım süresi borçlanılabilir hale getirilecektir. Bireysel emeklilik kapsamının genişletilmesi: Vatandaşın kayıt dışı yollara yönelmesini önleyecek kapsayıcı tamamlayıcı mekanizmalar geliştirilecektir. Hak ve yükümlülüklerde adalet: Yaş ve süre eşitliği ilkesi esas alınarak prim bedeliyle uyumlu, adalet duygusunu güçlendiren emekli aylığı yapısına geçilecektir. Aslan açıklamasını “fırsatta eşitlik, bölüşümde adalet anahtarda” sözleriyle tamamladı.

BTSO: Tekstilden vazgeçme lüksümüz yok Haber

BTSO: Tekstilden vazgeçme lüksümüz yok

BTSO’nun Şubat Ayı Olağan Meclis Toplantısı, iş dünyasının referans eğitim merkezi Bursa Business School’da gerçekleştirildi. Meclis üyelerinin yoğun katılımıyla düzenlenen toplantıda konuşan BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, küresel ölçekte dengelerin hızla değiştiğini, iş dünyasının bu dönüşüme uyum sağlamak zorunda olduğunu ifade etti. Bir tarafta teknolojinin üretim modellerini değiştirdiğini, diğer tarafta tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiğini belirten Başkan Burkay, “Yapay zekâ, veri ekonomisi, yeşil mutabakat, savunma ve uzay teknolojilerindeki gelişmeler artık gündelik hayatın parçası haline geldi. Böyle bir çağda şirketlerimizi dünün refleksleriyle yönetemeyiz. Bilgiye yatırım yapmadığımız takdirde ağır bedeller ödeyebiliriz. İşletmelerin en büyük sermayesi artık fiziki varlıkları değil, bilgi birikimi ve adaptasyon kabiliyetidir.” dedi. “Mekanlar Betonla Değil İçindeki Fikirlerle Büyür” Bu süreçte kentin sanayi ve ticaret hafızasını geleceğin diliyle buluşturan projelerin önemine dikkat çeken İbrahim Burkay, BTSO çatısı altında ortak aklı harekete geçirerek gerçekleştirdikleri TEKNOSAB, GUHEM, BUTEKOM ve Model Fabrika gibi projelerin bu vizyonun birer parçası olduğunu söyledi. “Biz mekânları betonla değil, içindeki fikirlerle büyütmeyi hedefledik.” diyen İbrahim Burkay, özellikle Bursa Business School’un iş dünyasının strateji geliştirdiği, yöneticilerin küresel trendleri analiz ettiği ve şirketlerin dönüşüm programlarını kurguladığı bir merkez olarak tasarlandığını söyledi. Uludağ’ın dört mevsim yaşayan bir çekim merkezine dönüşmesinin de aynı vizyonun bir parçası olduğunu belirten İbrahim Burkay, eğitim, kongre ve sektör buluşmalarıyla bölgenin 12 ay aktif hale gelmeye başladığını dile getirdi. “Tekstilden Vazgeçme Lüksümüz Yok” Küresel ölçekte tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu kritik dönemde, kentin üretim kaslarını bir üst lige taşıma kararlılığında olduklarını ifade eden Başkan Burkay, stratejik dönüşümün lokomotif sektörlerdeki etkisine değindi. Başta tekstil ve hazır giyim olmak üzere emek yoğun kolların ciddi bir darboğazdan geçtiğini ancak bu alanların ekonominin omurgası olmaya devam ettiğini hatırlatan Burkay, yıllık 30-35 milyar dolarlık ihracat katkısı ve 1 milyona yaklaşan istihdam gücüyle tekstilin ekonominin temel taşlarından biri olduğunu ifade etti. “‘Bitti, bitiyor’ denilen bu devasa sektör bugün hâlâ dünyanın en güçlü markalarının en güvenilir iş ortağı konumunda. Yüzyıllara dayanan bu birikimi kaybetme lüksümüz yok. Geleneksel üretim gücümüzü teknik ve fonksiyonel tekstillerle harmanlayarak sektörü daha üst bir lige taşımak zorundayız.” ifadelerini kullanan Başkan İbrahim Burkay, şöyle devam etti: “Türkiye ve bilhassa Bursa, dünyanın en köklü üretim merkezleri arasında. Bizim bu kazanımlarımızı kaybetme lüksümüz yok. Yapmamız gereken; yeni iş modellerini hızla sistemimize entegre etmektir. Geleneksel üretim gücümüzü teknik ve fonksiyonel tekstillerle harmanlayarak sektörü çok daha nitelikli, dirençli ve vazgeçilmez bir küresel güce dönüştürmeliyiz. BUTEKOM bünyesindeki Türkiye’nin en büyük mükemmeliyet merkezleri, konvansiyonel üretim yapan firmalarımızın teknik alanlara geçişinde önemli bir itici güçtür. Bu stratejik dönüşümle tekstil başta olmak üzere tüm üretim değerlerimizi çok daha nitelikli, dirençli ve küresel ölçekte vazgeçilmez bir konuma taşıyacağımıza inanıyorum.” KFA Fuarcılık ile Savunma Sanayinde Küresel Rol BTSO’nun iştirakleriyle birlikte Türkiye’nin en büyük ticaret platformlarında etkin rol üstlendiğini belirten Burkay, “IDEF, dünyanın en büyük savunma sanayi fuarlarından biri. 3-9 Mayıs 2027 tarihlerinde fuarımızı iştirakimiz KFA Fuarcılık organizasyonunda gerçekleştireceğiz. Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı ile iş birliği protokolümüzü imzaladık. Savunma sanayi, ülkelerin stratejik gücünü belirleyen en kritik alanların başında geliyor. Yüksek teknoloji üretme kabiliyeti, mühendislik altyapısı ve ihracat potansiyeli ekonomik bağımsızlığın temel unsurlarıdır. KFA organizasyonuyla 2025’te elde ettiğimiz başarıyı 2027’de daha ileri taşımayı hedefliyoruz.” dedi. “Ortak Akıl ve Dayanışma En Büyük Gücümüz” Ekonomide zorlu bir dönemden geçildiğini ancak Bursa iş dünyasının güçlü bir dayanışma kültürüne sahip olduğunu belirten Burkay, “Odamızın son yıllardaki en önemli kazanımlarından biri ortak akıl iradesidir. Farklı görüşleri aynı masada buluşturabilme olgunluğumuz var. Bursa iş dünyasının ortak menfaatini kişisel önceliklerin önüne koyabilme iradesine sahibiz. Bu meclis her zaman birlik ve beraberliğini en güçlü şekilde ortaya koydu. Bu duruşu koruduğumuz sürece Bursa’mızın potansiyelini daha ileri taşıyacağımıza yürekten inanıyorum. Dağınık duruşlar zayıflık üretir, ortak duruş ise güç üretir. BTSO’nun en büyük sermayesi işte bu birlik ve beraberlik ruhudur. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da 60 bini aşkın üyemizin yanında olmaya devam edeceğiz.” diye konuştu. Meclis Başkanı Ali Uğur’dan İş Dünyasına Yardım Teşekkürü Toplantıda ayrıca BTSO Meclis Başkanı Ali Uğur da Ramazan ayının birlik ve dayanışma duygularını pekiştirmesini temenni ederek, “Her yıl olduğu gibi bu yıl da Ramazan ayının manevi iklimini paylaşmanın sorumluluğuyla, ihtiyaç sahiplerine yönelik erzak kolisi desteklerimizi gerçekleştirdik. Katkı sunan, destek veren tüm meclis üyelerimize gönülden teşekkür ediyorum. BTSO olarak 70 meslek komitemizle birlikte ortak akıl, istişare ve iş birliği kültürüyle çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz.” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.