Trump-Hitler benzerliği ve İran savaşı! Tarih tekerrür edecek mi?
Yazının Giriş Tarihi: 05.03.2026 14:10
Yazının Güncellenme Tarihi: 05.03.2026 14:31
Dünya, 1930'ların Avrupa'sındaki felaket senaryosunu andıran bir tabloyla karşı karşıya: Bir yandan ABD'nin yayılmacı politikaları, diğer yandan İsrail'in bölgesel hesapları ve tüm bunlar karşısında uluslararası toplumun ürkek sessizliği. Tarih bize, Trump yönetiminin Venezuella lideri Maduro’yu evinden alması, Kanada ve Grönland’a sopa göstermesi, İran'a yönelik artan saldırılarıyla Hitler'in işgalleri öncesindeki "yatıştırma politikası" dönemi arasında çarpıcı benzerlikler sunuyor.
Benzerlikler ve Tarihsel Paralellikler
Hitler'in İşgalleri ve Dünyanın Sessizliği (1930'lar):
Adolf Hitler, 1936'da Ren Bölgesi'ni işgal ettiğinde, uluslararası toplum buna seyirci kaldı. 1938'de Avusturya ilhak edildiğinde yine sessizlik hakimdi. Aynı yıl Münih Konferansı'nda Batılı güçler, Çekoslovakya'nın Südet bölgesini Hitler'e vermeyi kabul etti. "Barışı koruma" adına yapılan bu fedakarlık, Hitler'i cesaretlendirmekten başka işe yaramadı. 1939'da Polonya işgal edildiğinde artık çok geçti.
Trump'ın Politikaları ve Bugünün Sessizliği:
Donald Trump'ın başkanlık döneminde (ve yeniden adaylık sürecinde) sergilediği politikalarda benzer bir model gözlemleniyor:
Uluslararası Anlaşmaları Hiçe Sayma: Trump, İran Nükleer Anlaşması'nı (JCPOA) tek taraflı olarak yırtıp attı. Tıpkı Hitler'in Versay Antlaşması'nı hiçe sayması gibi. Toprak Talepleri ve Yayılmacı Söylem: Trump'ın Kanada'yı "51. eyalet" yapma, Grönland'ı satın alma, Panama Kanalı'nı geri alma gibi açıklamaları, Hitler'in "Lebensraum" (yaşam alanı) doktrinini andıran yayılmacı bir zihniyeti yansıtıyor. Güç Kullanımı Tehdidi: Tıpkı Hitler'in askeri güç gösterileriyle komşularını yıldırması gibi, Trump da askeri ve ekonomik gücünü tehdit unsuru olarak kullanıyor.
İsrail Faktörü: Bölgesel Güç Dönüşümü
Bu denklemde İsrail, kritik bir aktör olarak öne çıkıyor. Netanyahu hükümeti, Trump döneminde:
Golan Tepeleri'nin İlhakı: ABD'nin tanıdığı Golan Tepeleri ilhakı, uluslararası hukukun açık ihlaliydi ve buna tepki sınırlı kaldı. Batı Şeria Politikaları: İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim birimlerini genişletmesi, tıpkı Hitler'in doğuya doğru genişlemesi gibi, yeni topraklar üzerinde kontrol kurma amacı taşıyor. Filistin Sorununun Yok Sayılması: İbrahim Anlaşmaları ile Arap ülkeleriyle normalleşme süreci, Filistin sorununu tamamen devre dışı bırakarak İsrail'in bölgesel hegemonyasını pekiştirdi.
Güncel İran Saldırıları
Son dönemde İran'a yönelik artan saldırılar, bölgede yangının büyüdüğünü gösteriyor:
1. İsrail'in İç Operasyonları:
İsrail'in İran'ın nükleer programında görevli bilim insanlarına yönelik suikastları, siber saldırıları ve Natanz gibi tesislerdeki sabotaj eylemleri, tıpkı Hitler'in Çekoslovakya'daki Alman azınlığı bahane ederek müdahalesi gibi, "içeriden çökertme" taktiğini andırıyor.
2. ABD'nin Askeri Varlığı:
ABD'nin Körfez'deki askeri yığınağı, uçak gemisi gönderileri ve B-52 bombardıman uçaklarının bölgede konuşlandırılması, tıpkı Hitler'in askeri manevraları gibi, psikolojik üstünlük kurmayı hedefliyor.
3. Vekalet Savaşları:
İran destekli gruplarla İsrail-ABD koalisyonu arasında Suriye, Irak ve Yemen'de süren çatışmalar, aslında doğrudan bir savaşın provası niteliğinde.
Dünyanın Korkaklığı: Yatıştırma Politikasının Modern Versiyonu
Bugün dünya, 1930'lardaki gibi bir "korkaklık" sergiliyor:
Avrupa Birliği: Enerji bağımlılığı ve ekonomik çıkarlar nedeniyle ABD-İsrail eksenine karşı net bir duruş sergileyemiyor. Rusya ve Çin: Kendi jeopolitik hesapları nedeniyle dengeli bir politika izlerken, doğrudan karşı durmaktan kaçınıyor. Birleşmiş Milletler: İran'a yönelik olası bir saldırıyı engelleyecek mekanizmalar, tıpkı Milletler Cemiyeti gibi etkisiz kalıyor. Arap Dünyası: İbrahim Anlaşmaları ile İsrail'le normalleşen Arap ülkeleri, Filistin ve İran konusunda sessiz kalmayı tercih ediyor.
Tarihten Ders Almak
Hitler öncesi dönemde "barışı koruma" adına yapılan tavizler, daha büyük bir felakete yol açmıştı. Bugün de Trump'ın yayılmacı politikaları, İsrail'in bölgesel hedefleri ve İran'a yönelik artan saldırılar karşısında uluslararası toplumun sessizliği, benzer bir felaketin habercisi olabilir.
Tarih, saldırganlığa karşı erken durmayan toplumların bedelini savaşla ödediğini gösteriyor. Ortadoğu'da fitili ateşlenen bu yeni savaşın, 1939'daki gibi küresel bir yangına dönüşmemesi için dünyanın 1930'lardaki hatayı tekrarlamaması gerekiyor. Ancak mevcut tablo, uluslararası toplumun tarihten pek de ders almadığını ortaya koyuyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ercan Çalışır
Trump-Hitler benzerliği ve İran savaşı! Tarih tekerrür edecek mi?
Dünya, 1930'ların Avrupa'sındaki felaket senaryosunu andıran bir tabloyla karşı karşıya: Bir yandan ABD'nin yayılmacı politikaları, diğer yandan İsrail'in bölgesel hesapları ve tüm bunlar karşısında uluslararası toplumun ürkek sessizliği. Tarih bize, Trump yönetiminin Venezuella lideri Maduro’yu evinden alması, Kanada ve Grönland’a sopa göstermesi, İran'a yönelik artan saldırılarıyla Hitler'in işgalleri öncesindeki "yatıştırma politikası" dönemi arasında çarpıcı benzerlikler sunuyor.
Benzerlikler ve Tarihsel Paralellikler
Hitler'in İşgalleri ve Dünyanın Sessizliği (1930'lar):
Adolf Hitler, 1936'da Ren Bölgesi'ni işgal ettiğinde, uluslararası toplum buna seyirci kaldı. 1938'de Avusturya ilhak edildiğinde yine sessizlik hakimdi. Aynı yıl Münih Konferansı'nda Batılı güçler, Çekoslovakya'nın Südet bölgesini Hitler'e vermeyi kabul etti. "Barışı koruma" adına yapılan bu fedakarlık, Hitler'i cesaretlendirmekten başka işe yaramadı. 1939'da Polonya işgal edildiğinde artık çok geçti.
Trump'ın Politikaları ve Bugünün Sessizliği:
Donald Trump'ın başkanlık döneminde (ve yeniden adaylık sürecinde) sergilediği politikalarda benzer bir model gözlemleniyor:
Uluslararası Anlaşmaları Hiçe Sayma: Trump, İran Nükleer Anlaşması'nı (JCPOA) tek taraflı olarak yırtıp attı. Tıpkı Hitler'in Versay Antlaşması'nı hiçe sayması gibi. Toprak Talepleri ve Yayılmacı Söylem: Trump'ın Kanada'yı "51. eyalet" yapma, Grönland'ı satın alma, Panama Kanalı'nı geri alma gibi açıklamaları, Hitler'in "Lebensraum" (yaşam alanı) doktrinini andıran yayılmacı bir zihniyeti yansıtıyor. Güç Kullanımı Tehdidi: Tıpkı Hitler'in askeri güç gösterileriyle komşularını yıldırması gibi, Trump da askeri ve ekonomik gücünü tehdit unsuru olarak kullanıyor.
İsrail Faktörü: Bölgesel Güç Dönüşümü
Bu denklemde İsrail, kritik bir aktör olarak öne çıkıyor. Netanyahu hükümeti, Trump döneminde:
Golan Tepeleri'nin İlhakı: ABD'nin tanıdığı Golan Tepeleri ilhakı, uluslararası hukukun açık ihlaliydi ve buna tepki sınırlı kaldı. Batı Şeria Politikaları: İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim birimlerini genişletmesi, tıpkı Hitler'in doğuya doğru genişlemesi gibi, yeni topraklar üzerinde kontrol kurma amacı taşıyor. Filistin Sorununun Yok Sayılması: İbrahim Anlaşmaları ile Arap ülkeleriyle normalleşme süreci, Filistin sorununu tamamen devre dışı bırakarak İsrail'in bölgesel hegemonyasını pekiştirdi.
Güncel İran Saldırıları
Son dönemde İran'a yönelik artan saldırılar, bölgede yangının büyüdüğünü gösteriyor:
1. İsrail'in İç Operasyonları:
İsrail'in İran'ın nükleer programında görevli bilim insanlarına yönelik suikastları, siber saldırıları ve Natanz gibi tesislerdeki sabotaj eylemleri, tıpkı Hitler'in Çekoslovakya'daki Alman azınlığı bahane ederek müdahalesi gibi, "içeriden çökertme" taktiğini andırıyor.
2. ABD'nin Askeri Varlığı:
ABD'nin Körfez'deki askeri yığınağı, uçak gemisi gönderileri ve B-52 bombardıman uçaklarının bölgede konuşlandırılması, tıpkı Hitler'in askeri manevraları gibi, psikolojik üstünlük kurmayı hedefliyor.
3. Vekalet Savaşları:
İran destekli gruplarla İsrail-ABD koalisyonu arasında Suriye, Irak ve Yemen'de süren çatışmalar, aslında doğrudan bir savaşın provası niteliğinde.
Dünyanın Korkaklığı: Yatıştırma Politikasının Modern Versiyonu
Bugün dünya, 1930'lardaki gibi bir "korkaklık" sergiliyor:
Avrupa Birliği: Enerji bağımlılığı ve ekonomik çıkarlar nedeniyle ABD-İsrail eksenine karşı net bir duruş sergileyemiyor. Rusya ve Çin: Kendi jeopolitik hesapları nedeniyle dengeli bir politika izlerken, doğrudan karşı durmaktan kaçınıyor. Birleşmiş Milletler: İran'a yönelik olası bir saldırıyı engelleyecek mekanizmalar, tıpkı Milletler Cemiyeti gibi etkisiz kalıyor. Arap Dünyası: İbrahim Anlaşmaları ile İsrail'le normalleşen Arap ülkeleri, Filistin ve İran konusunda sessiz kalmayı tercih ediyor.
Tarihten Ders Almak
Hitler öncesi dönemde "barışı koruma" adına yapılan tavizler, daha büyük bir felakete yol açmıştı. Bugün de Trump'ın yayılmacı politikaları, İsrail'in bölgesel hedefleri ve İran'a yönelik artan saldırılar karşısında uluslararası toplumun sessizliği, benzer bir felaketin habercisi olabilir.
Tarih, saldırganlığa karşı erken durmayan toplumların bedelini savaşla ödediğini gösteriyor. Ortadoğu'da fitili ateşlenen bu yeni savaşın, 1939'daki gibi küresel bir yangına dönüşmemesi için dünyanın 1930'lardaki hatayı tekrarlamaması gerekiyor. Ancak mevcut tablo, uluslararası toplumun tarihten pek de ders almadığını ortaya koyuyor.